menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel rekabet, AB’nin konumu ve Türkiye

25 1
03.01.2026

Adettir, yeni yıla girerken, dünyanın, ekonominin, siyasetin, küresel diplomasinin geleceğine ilişkin sözler söylenir, öngörüler dillendirilir, tahminler seslendirilir. Bu yıl da öyle oldu. ABD, Rusya, Çin, Ortadoğu ve Latin Amerika’da bu yıl yaşanacaklar üzerine tahminler sıralandı.

Bu tahminlerde pek çok kıta, bölge, ülke vardır da Avrupa yoktu, Avrupa Birliği yoktu, Avrupa ülkeleri yoktu.

Bunun nedeni üzerinde durmak, düşünmek gerekiyor.

AB’nin küresel ölçekte bir gücünün olmadığı, uzun zamandır biliniyor. Yeni değil bu durum. Son olarak Ukrayna – Rusya Savaşı’nda da, İsrail’in Gazze’deki soykırımında da görüldü. AB’yi umursayan, önemseyen, dinleyen yok. AB’ye fikrini soran yok.

Görüyoruz, ABD Başkanı Trump, uluslararası zirvelerde, Avrupalı liderleri teker teker yanına çağırıyor, onlarla dalga geçiyor, ne denli etkisiz olduklarını yüzlerine vuruyor adeta. Son olarak geçtiğimiz yılın son ayında açıklanan savunma strateji belgesinde de yaptı bunu ABD. Avrupa’yı önemsemediğini, Avrupa’nın çok önemsediği ilke ve değerleri umursamadığını vurguladı. Avrupalıları adeta aşağıladı.

ABD’nin bu tavrı, Trump’ın küstahlığıyla, kişilik bozukluğuyla, egosuyla, narsist kişilik özellikleriyle, güvenilmez, öngörülmez karakteriyle, kendini beğenmişliğiyle, dikkat dağınıklığıyla açıklanamaz elbette. AB’nin küresel sorunların çözümündeki etkisizliğiyle, birlik içindeki sorunlarla ilgilidir öncelikle.

AB bu durumdayken, Türkiye’nin asla gerçekleşmeyecek AB üyeliğini, AB hayalini, AB’nin bekleme odasında nasıl da bekletildiğini ve AB’nin bu sayede Türkiye’den hangi ödünleri kopardığını tartışmak gerekmez mi?

Türkiye; uzun yıllar, AB içindeki tartışmalara koşut olarak, AB’nin ne yönde gelişeceği, nasıl genişleyeceği, hangi yöne evrileceği üzerine kafa yordu. 90’lı yıllar, 2000’li yılların ilk 10 yılı, Türkiye – AB ilişkileri konusunda yoğun tartışmalarla geçti. 80’li ve 90’lı yıllarda, Türkiye’yi ister tek başına, ister koalisyon ortağı olarak yöneten partilerin büyük bölümü, ANAP’tan DYP’ye, SHP’den DSP’ye, Türkiye’nin AB üyeliğini açıktan savunuyorlardı. Bu konuda MHP ve Refah Partisi’nin çekinceleri vardı sadece.

3 Kasım 2002 tarihindeki seçimlerde tek başına iktidara gelen AKP de, iktidarının ilk yıllarında AB üyeliğini hararetle destekliyordu. AB üyeliği için atılan adımlar, AB’nin Kemalizm’e olumsuz yaklaşımı, Türk Ordusu’na yönelik tavrı, liberallerden, numaracı cumhuriyetçilerden, etnik ayrılıkçılardan da destek görüyordu. AKP’nin ve ortaklarının dillerinden düşmeyen askeri vesayet, Kemalist bürokrasi, otoriter devlet, yargı oligarşisi, AB’nin de hedefindeydi zaten. AB üyeliği bu bağlamda hem içeride karşılık buluyor hem de kaldıraç işlevi görüyordu.

İktidarı da içeren geniş bir cepheydi bu cephe. Yetmez ama evet takımı, özür diliyoruz.com güruhu, KKTC’deki Rauf Denktaş karşıtı yes be annem tayfası, numaracı cumhuriyetçiler, FETÖ’nün solcuları, İletişim Yayınları, Birikim dergisi çevresi, FETÖ’nün medyası, Taraf gazetesi, Radikal gazetesi cephedeydiler. İş........

© 12punto