ABD’nin gücünün sınırı, Rusya ve Çin’in tavrı
ABD; 1991’de Soğuk Savaş bittikten ve 2000’li yıllarda Büyük Ortadoğu Projesi’ni (sonradan adı GOKAP, yani Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi olarak değiştirildi) dolaşıma soktuktan sonra, dilinden şu kavramları düşürmüyordu: Önleyici vuruş. Denetlenebilir istikrarsızlık. Hibrit savaş. Asimetrik savaş. Özgürleştirici işgal. İnsancıl emperyalizm…
Böylelikle ABD emperyalizmi; psikolojik harple, algı yönetimiyle, toplum mühendisliğiyle, karanlık savaş yöntemleriyle, beşinci kol faaliyetleriyle çullanıp da çökertemediği ülkeleri, işgal etmek için gerekçe üretiyordu. Bahaneler sıralıyordu. Saldırı ve işgalleri, o ülkenin halkının iyiliği için yaptığını öne sürüyordu. İşgal ettiği ülkelere insan hakları, demokrasi, özgürlük götürdüğünü söylüyordu. Hedefindeki ülkeleri işgal ederken, bir diğer mazereti daha vardı elbette: Teröre karşı küresel savaş. 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında, konjonktürü kendince çok etkili, verimli kullanmıştı ABD. Bunun somut örneği, 2001’de Afganistan ve 2003’te Irak işgalleriydi.
ABD; artık, saldırıp, işgal ederken, insan hakları, demokrasi, özgürlük demiyor. Emperyalist barbarlığı, korsanlığı, haydutluğu, küstahlığı saklama gereği duymuyor ABD Başkanı Trump. Doğrudan petrole göz koyduğunu söylüyor. Uluslararası hukuku umursamadığının altını çiziyor. Venezuela’da böyle yaptı nitekim. O nedenle ABD’de yaygın olarak kullanılan şu deyimi hiç akıldan çıkarmamak gerekir: “It is the oil, stupid”. Konu petrol, aptal anlamına gelir.
ABD’nin hegemonya kurmak için yumuşak gücünü (kültür, medya, bilim, akademi, sanat, spor, eğitim, müzik, sinema, moda, yaşam biçimi vb.) devreye soktuğu, hedefindeki ülkede öncelikle rıza üretmeyi düşündüğü, ABD’nin liderliğini böyle sürdürmek istediği günler geride kaldı. Bunun birkaç nedeni var.
Birincisi, ABD’nin rıza üretme kabiliyetinde, yumuşak güç unsurlarında, aynen ekonomik gücünde, politik gücünde olduğu gibi aşınma var. İkincisi, yumuşak güç unsurları, araçları eskisi kadar cazip değil, eskisi kadar pirim yapmıyor. Üçüncüsü, yumuşak güce önem vermeyen bir başkan oturuyor Beyaz Saray’da.
Dahası var. ABD; eski ABD olmadığı gibi, dünya da eski dünya değil. ABD karşıtlığı çok yüksek dünya genelinde. Kimse, ABD’nin dilindeki “teröre karşı, küresel mücadele” yalanına, demokrasi, özgürlük sözlerine inanmıyor. Pax Americana günleri geride kaldı. ABD’yi yönetenlerin, kendi emperyalist çıkarlarına göre, hem siyasal, ideolojik, hem de ahlaki ve dinsel anlamda temellendirmeye çalıştıkları “ABD için iyi olan, dünya için de iyidir” şeklindeki yaklaşım, yıllar önce çökmüştü zaten. Trump’ın, başkanlık kampanyasında, savaşları bitireceğini, Ortadoğu’dan asker çekeceğini, ABD askerlerini başka ülkelere göndermeyeceğini söyleyip, sonra da Venezuela’ya saldırıp, korsanlık yapmasının sebeplerinden biri de bu.
Ayrıca Trump, 2026’daki ara seçimleri de düşünüyor. ABD toplumundaki kutuplaşmanın, zayıflayan iç cephenin, servet – sefalet uçurumunun, ülkenin dev dış borcunun, yüksek dış ticaret açığının farkında.
Başka açmazları da var elbette ABD’nin. Örneğin, Çin ve Rusya’nın arasını açamadı. Örneğin, dış ticarette ABD dolarından uzaklaşmayı önleyemedi. Pek çok ülkenin ulusal para birimleriyle ticaret yapmasının önüne geçemedi. Örneğin, Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşlarından beklediği sonucu alamadı.
ABD açısından iki buçuk savaş kuramı (iki ülkede savaşıp, işgalci olup, bir ülkede de daha küçük ölçekli askeri güç bulundurması, rejimi değiştirecek başka unsurları devreye sokması) geride kaldı. Hedef seçtiği bölgelerde, bölgesel müttefiklerini, terör örgütlerini, devlet dışı aktörleri daha çok devreye sokuyor.
ABD; Ortadoğu’da İsrail güdümünde bir düzen........
