Berlin’de bir şeriatçı: Yakında bu sinemada! |
Suriye’yi parça pinçik etmekle görevlendirilmiş bir İslamist gaspçı, ki geçici cumhurbaşkanı olarak sunuluyor, bu fotoğrafı Batı demokrasilerinde veriyor. Bir kapı açılmış durumda. Yakında Türk, Kürt, Fars, Azeri, Beluci vs. benzerlerinin de buralara geleceği ümit ediliyor.
Açık konuşalım: Anlatılan bizim hikâyemizdir.
Geleceğimize bir ayna tutuluyor ve sanki önceden fotoğraflanıyor.
Uzak olmayan bir gelecekte Türkiye ve İran üzerinden de sahnelenecek bir oyun bu. Bir ziyaret maskaralığından söz ediyoruz.
Paramparça edildikten sonra bir takım dinciler, eski Türkiye’nin şu veya bu parçasının başına oturtulmuş vasallar olarak Berlinleri, Parisleri, Londraları vs. gezerler herhalde.
“Geçiş dönemi devlet başkanı” Ahmed El Şara gibi...
Bakalım ve soralım: ABD ve vasalları tarafından Suriye’nin başına yerleştirilen bu şeriatçının Berlin ziyaretine önemli bir tepki oldu mu? Yok. Öylece kabul etti herkes. Suriye’nin paramparça edilmesinden sonra başına oturtulan bir kasabı, Avrupa’nın en büyük ve demokratik ülkesinin cumhurbaşkanı kabul etti. El sıkıştılar. Fotoğraf verdiler. Herhalde epey bir iş de “bağlamışlardır”. Ahmed El Şara mutlu, muhtemelen görece asık yüzüne rağmen Almanya Cumhurbaşkanı da mutludur.
Demokrasi böyle bir şey. Daha açık kodlayalım: Emperyalist demokrasi tam da böyle bir şey.
Solculuk adına demokrasi manileriyle kendini aldatanlar devam edebilir demokrasi seanslarına. Batı demokrasisi böyle sahneler için uygun bir iklim olmasaydı eğer, bu kadar revaçta olur muydu? Dünya ajanslarına Berlin’den geçilen fotoğraf bir acı gerçeği yeniden hatırlatmış oldu: Trump ne kadar demokratsa, Almanya’nın sosyal demokrat cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier veya Emmanuel Macron ya da Keir Starmer de da o kadar demokrat sonuçta. Ahmed El Şaralar uygunsuz konuk sayılmaz ki... Aralarındaki mesafeyi fazla abartmak kimseye iyi gelmez. Sola hiç iyi gelmez
Ama biz kime, ne anlatıyoruz?
TÜRKİYE-İRAN HATTI KIRILIRSA...
Gelmek istediğimiz yer başka. Burada da yazdık: Dünya sisteminin bölgeye yönelik hesaplarında kilit coğrafyayı Türkiye-İran hattı oluşturuyor. Bu hattı kıramazlarsa, hesapları tutmayacak. Kırılırsa, ki son kilit ülke İran değil Türkiye’dir, bölgede belki de bir asır sürecek bir felaketler rejimi egemen olacak. Ortalığı Yugoslavya-Afganistan-İran-Suriye artıklarını andıran dinci-etnikçi mafya devletçikleri kaplayacak. Böylece buralara başta silah olmak üzere her türlü sanayi ürünü satılabilecek.
Ama önce Türkiye-İran hattının kırılması, parçalara ayrılması gerek.
Bunu biliyoruz. Asıl soru galiba şu: Ya beceremezlerse? Ya bu hattı kıramazlar ve tersine, bu hatta ilerici/sosyalist yönelimli ve bütünsel, büyük siyasal birimler egemen olursa?
Bu bir Amerikan ruleti. Rus ruletinden farklı olarak burada altıpatların tek bir kovan yeri boş bırakılır ve ölüm neredeyse kaçınılmazdır. Masadan kalkmadıkça veya masayı devirmedikçe kaçınılmaz sondan kaçış yoktur.
Bir büyük beynin, bıraktığı notlarından “ikinci keman” denilen arkadaşının 1894’te yayımladığı büyük eserinin üçüncü cildinde “şeylerin görünüşleriyle özleri doğrudan örtüşseydi, tüm bu bilimler gereksiz olurdu” diye adeta parantez içinde geçerken yazdığı noktadayız.
Berlin’de, Alman devlet başkanı ile Suriye’nin devlet başkanı olduğu iddia edilen İslamcının verdiği fotoğrafın sakladığı bir öz olmalı. Belki birden çok özü de vardır.
Biz, bu tür fotoğrafların yakında parçalara ayrılmış Anadolu coğrafyasından Avrupa başkentlerine gelecek konukların habercisi olduğunu düşünebiliriz.
Neoliberalizm vurgunu yemiş Avrupa’da ve demokrasisinde, kimse gelecekteki o fotoğrafları protesto falan etmeyecektir.
Ama biz, şu öz ve biçim meselesini boşuna hatırlamadık: Ya bu hat kırılamazsa? Kıramazlarsa. Emperyalist şımarıklık bu hattan kovulursa?
O zamanın fotoğrafları muhtemelen çok farklı olacaktır.