‘Dört Köşeli Üçgen’de bir köşe kapmak…

Edebiyatımızın özgün kalemi, deneme ustası, Salâh Birsel’in Ağustos-Ekim 1957 tarihleri arasında Cihangir’de kaleme aldığı bir kitap ‘Dört Köşeli Üçgen’… Birsel, bu tek romanında bir gözlemcinin serüvenlerini traji-komik hikâyelerle anlatırken, bir taraftan toplum eleştirisini en sert biçimde yapıyor, bir taraftan da mizahın en karasını kendine has üslubuyla satırlara yansıtmaktan geri durmuyor…

Birsel’in ‘gözlemci’si öyle sıradan bir ‘gözlemci’ değil, gece uyurken bile gözlemcilik görevini elden bırakmayan ‘uluslararası bir gözlemci’. Tütün Yaprakevi’nin deposunda çalışan sıradan bir bekçi de değil o! Ha bu arada sakın ‘röntgenci’ falan da sanmayın, namuslu bir gözlemci o! Neden mi? Çünkü röntgenciler hastadır, gözlemci ise bir filozoftur, bir bilge bir ahlâkçı, bir öğretmendir!..

Günün yirmi dört saati yetmeyince önce kırk sekiz, sonra yetmiş iki, en sonunda da doksan altı saat gözlem yapmaya başlayan bir ‘düşünce okuyucusu’dur aynı zamanda…

Hem bu okumayı hayata geçirme yolunda ilk iş olarak insanların karnını dinlemeye koyulmaya başlamış bir okuyucu…
“Bir pencere arkasında, bir dürbün, bir duvar, bir sokak kenarından derlediğim ilk gözlemler bana insanların çokluk karınlarından konuştuklarını öğretti. İnsanlar karınlarından konuşmakla hem düşüncelerini mantıklarının baskısı altında tutmak gibi bir rahatsızlıktan kendilerinin sıyırmış oluyorlar, hem de dünyanın mantıkla yönetilebileceği üzerinde direnen felsefe bezirgânlarına kesin sonuçlu bir protesto çekmiş bulunuyorlardı.”

Sonra evleri, en çok da kadınları dinler.........

© 12punto