İran’da zor bir süreç

İran, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana en kırılgan ve belirsiz dönemlerinden birini yaşamaktadır. Protestoların ülke geneline yayılması, can kayıplarının artması ve rejimin güvenlik merkezli yaklaşımları, zaten gündemde olan ABD müdahale ihtimalini daha da görünür kılmıştır. Protestolarda ölenlerin sayısıyla ilgili net bir tablo ortaya konulamamış olması ise belirsizlikleri derinleştirmektedir.

Bu tabloya paralel olarak, ABD’nin bölgedeki askeri varlığıyla ilgili dikkat çekici iddialar gündeme gelmiştir. Bazı haber kaynaklarına göre ABD Donanması,Ortadoğu’da güdümlü füze destroyerlerini konuşlandırdığı ve olası bir İran–ABD ya da İran–İsrail geriliminde İsrail’i hedef alabilecek İran balistik füzelerini önleme görevi üstleneceği ileri sürülmüştür. Ayrıca ABD’ye ait bazı askeri uçakların Basra Körfezi hava sahasında yoğun uçuş faaliyetleri yürüttüğü belirtilmektedir. New York Times ise bölgede bir nükleer denizaltının da konuşlandırıldığını yazmıştır.

ABD ve İsrail, İran’da protestolara bağlı can kayıplarının ve idamların artması hâlinde müdahalede bulunabileceklerini sıklıkla dile getirmektedir. Bu noktada, “ABD-İsrail saldırısı olur mu?” sorusu önem kazanmaktadır. Böyle bir saldırı ihtimali tamamen göz ardı edilemez. Ancak söz konusu ıklamaların, İran yönetimi üzerinde diplomatik baskı oluşturmak ve pazarlık gücünü artırmak amacıyla kullanıldığı görülmektedir. Olası bir müdahalenin geniş çaplı bir askeri harekâttan çok “nokta atışı” şeklinde, dini lider Ali Hamaney’e yönelik bir suikast ya da petrol rafinerileri ve kritik altyapı tesislerine saldırı seçenekleri daha muhtemel görünmektedir. Bununla birlikte, bu tür senaryolar ciddi riskler barındırmaktadır. Öncelikle Velayet-i Fakih makamını temsil eden dini lidere yönelik bir suikast girişimi Şii dünyasında geniş çaplı bir reaksiyon ve ayaklanmaya yol açabilir. İkincisi, İran’ın dağılması durumunda ortaya çıkacak güç boşluğu, bölgesel istikrarsızlığı daha da derinleştirecektir.

Bu çerçevede Washington Post, Rusya’nın arabuluculuğunda İsrail ve İran arasında “ilk saldırıyı başlatmama” yönünde mesajların iletildiğini iddia etmiştir. Ancak bu iddiaya rağmen İran yönetimi olası bir saldırı ihtimalini göz ardı etmemektedir.

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, protestolar sürecinde İran halkının yanında olduklarını sıklıkla ifade etmektedir. Ne var ki bir yandan halktan yana söylemler kullanılırken diğer yandan askeri müdahale ihtimalinin masada tutulması, bu açıklamaların inandırıcılığını zayıflatmaktadır. Olası bir saldırı, İran’ı daha da sarsacağı gibi, zaten ekonomik ve sosyal baskı altındaki İran halkının yine en ağır bedeli ödemesine yol açacaktır. Nitekim ABD ve İsrail’in, İran halkına doğrudan bir özgürlük ve........

© 12punto