menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

PISA'nın iki yüzü: Yükselen başarı, süren eşitsizlik

10 0
18.09.2026

Türkiye, 15 yaşındaki öğrencilerin bilgi ve becerilerini gerçek yaşam problemlerinde kullanabilme kapasitesini ölçen OECD’nin PISA 2025 araştırmasında güçlü bir ilerleme kaydetti. Fen bilimleri, okuma ve matematiğin tamamında puanlarını yükseltti; uluslararası sıralamada önemli basamaklar çıktı. Fen bilimleri ve okumada OECD ortalamasını aşarken matematikte ortalamayı yakaladı. Üstelik bu başarı, birçok OECD ülkesinde öğrenci performansının gerilediği bir dönemde geldi. 

Bu tabloyu küçümsemek haksızlık olur. Ancak aynı tabloya bakarak “eğitimde sorunları aştık” sonucuna varmak da büyük bir yanılgı olur.

Çünkü ortalamanın yükselmesi, her çocuğun yükseldiği anlamına gelmiyor. Bir ülke sıralamada yukarı çıkarken dezavantajlı öğrencileri geride kalabilir; başarı belirli okul türlerinde, bölgelerde ve sosyoekonomik gruplarda yoğunlaşabilir. Bu nedenle asıl mesele yalnızca kaçıncı olduğumuz değil, bu başarıdan kimlerin pay aldığı ve kimlerin hâlâ geride kaldığıdır.

Asıl sorular da burada başlıyor: Ne değişti? Kimler ilerledi? Kimler aynı yerde kaldı? Kimler hâlâ geride? Bir çocuğun eğitimdeki geleceğini ailesinin geliri, yaşadığı yer ve gittiği okul ne ölçüde belirlemeye devam ediyor?

Bir iktisatçı açısından ise soru daha kapsamlı: Bugün eğitimde gördüğümüz bu tablo, Türkiye’nin fırsat eşitliği, yarının beşerî sermayesi, üretkenliği, gelir dağılımı ve kalkınma kapasitesi açısından bize ne söylüyor?

Çünkü bir ülkenin geleceğini yalnızca en başarılı çocukları değil, geride bıraktığı çocuklar da belirler. PISA 2025’in asıl tartışılması gereken tarafı da tam burada başlıyor.

YÜKSELDİK; AMA NEYE GÖRE? Madalyonun Diğer Yüzüne de Bakmalı

Öncelikle hakkını teslim edelim: Türkiye’nin PISA 2025’teki yükselişi, yalnızca başka ülkelerin gerilemesinden kaynaklanan istatistiksel bir yanılsama değil. Kendi puanlarımızda da gerçek ve belirgin bir ilerleme var.

Türkiye’nin PISA’ya ilk katıldığı 2003’ten bu yana tablo önemli ölçüde değişti. Fen bilimlerinde ortalama puan 434’ten 494’e, okumada 441’den 472’ye, matematikte ise 423’ten 462’ye yükseldi. Böylece 22 yılda fen bilimlerinde 60, matematikte 39, okumada 31 puanlık artış sağlandı.

Üstelik ilerleme son dönemde hızlandı. Türkiye, 2022–2025 arasında fen bilimlerinde 18, okumada 16, matematikte 8 puan yükselirken OECD ortalaması aynı dönemde sırasıyla 3, 14 ve 9 puan geriledi. Dolayısıyla sıralamadaki hızlı yükseliş iki yönlü bir hareketin sonucu: Türkiye ilerlerken OECD ortalaması geriliyor.

Bu değişim sıralamalara da güçlü biçimde yansıdı. Türkiye, 38 OECD ülkesi arasında okumada 13’üncü, fen bilimlerinde 14’üncü, matematikte 23’üncü sıraya yükseldi. 91 ülke ve ekonominin tamamında ise fen bilimlerinde 19’uncu, okumada 18’inci, matematikte 28’inci sırada yer aldı.

Uzun dönemli karşılaştırmada da yön yukarı. Ancak PISA’ya katılan ülke ve ekonomi sayısının 2003’te 41’den 2025’te 91’e çıkması nedeniyle yalnızca sıra numaralarına bakmak yanıltıcı olabilir. MEB’in yüzdelik konum üzerinden yaptığı hesaplamaya göre Türkiye’nin göreli sıralaması 2003–2025 döneminde fen bilimlerinde yüzde 64, okumada yüzde 60, matematikte yüzde 52 iyileşti.

Özetle, ortada küçümsenmeyecek bir başarı var: Türkiye hem kendi geçmişine göre ilerliyor hem de uluslararası sıralamada yukarı çıkıyor. 2025’te fen bilimlerinde 494 puanla 482 olan OECD ortalamasını, okumada 472 puanla 461 olan ortalamayı aşarken matematikte 462 puanla 463 olan OECD ortalamasını neredeyse yakaladı.

Ama madalyonun diğer yüzü tam da burada başlıyor.

Çünkü sıralama göreli, eğitim kalitesi ise çok daha geniş bir kavram. Bir eğitim sisteminin başarısını yalnızca diğer ülkeler arasındaki yerine bakarak ölçemeyiz. Asıl mesele, öğrencilerin ne kadarının okuduğunu anlayabildiği, bilgiyi yorumlayabildiği, matematiksel akıl yürütebildiği ve öğrendiklerini gerçek yaşam problemlerine uygulayabildiğidir.

Dahası, ortalamanın yükselmesi başarının herkese yayıldığı anlamına gelmez. Aynı ortalamanın arkasında çok farklı tablolar bulunabilir: Başarı geniş bir öğrenci kitlesine yayılabileceği gibi belirli okul türlerinde, bölgelerde veya sosyoekonomik gruplarda da yoğunlaşabilir.

Bu nedenle PISA 2025’e artık yalnızca “Türkiye kaçıncı oldu?” diye değil, daha zor bir soruyla bakmalıyız: Bu yükseliş Türkiye’nin tamamına ne ölçüde yayıldı?

Çünkü eğitimde gerçek başarı yalnızca ortalamayı yükseltmek değil; başarıyı tabana yaymak, fırsat eşitsizliğini azaltmak ve bir çocuğun geleceğinin........

© 12punto