Büyüyoruz ama kalkınıyor muyuz? Türkiye'nin beşeri sermaye gerçeği |
Türkiye son yıllarda daha fazla üretiyor, daha fazla ihracat yapıyor ve ekonomik büyüklüğünü artırıyor. Peki bu büyüme, aynı ölçüde daha eğitimli, daha sağlıklı ve daha nitelikli bir toplum yaratabiliyor mu? Asıl cevaplanması gereken soru budur. Çünkü kalkınmanın gerçek ölçüsü yalnızca fabrika bacalarının tütmesi, üretim hacimlerinin artması ya da ihracat rekorları kırılması değil; bu ekonomik başarının insanların yaşam kalitesine, eğitim düzeyine ve refahına ne ölçüde yansıdığıdır.
Bir ülkenin veya kentin gelişmişlik düzeyi değerlendirilirken çoğu zaman GSYH, sanayi üretimi, ihracat rakamları ve yatırım miktarları ön plana çıkarılır. Oysa ekonomik büyüklük ile insani gelişmişlik her zaman aynı doğrultuda ilerlememektedir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) İnsani Gelişmişlik Endeksi'nde (HDI) Türkiye, “Çok Yüksek İnsani Gelişmişlik” kategorisinde yer almasına rağmen, ülke içindeki bölgesel ve kentsel farklılıklar büyümenin toplumsal refaha eşit biçimde yansımadığını göstermektedir.
TÜİK verileri esas alınarak hazırlanan 2021-2023 Beşerî Sermaye Endeksi üç yıllık ortalama sonuçları, Türkiye'nin ekonomik üretim haritası ile insani gelişmişlik haritası arasındaki dikkat çekici ayrışmayı ortaya koymaktadır. Sanayi ve ticaretin lokomotifi konumundaki birçok kent, beşerî sermaye performansında aynı başarıyı gösterememektedir. Bu tablo, büyüme ile kalkınmanın aynı şey olmadığını; sürdürülebilir refahın ancak insanı merkeze alan politikalarla mümkün olacağını açık biçimde ortaya koymaktadır.
BÜYÜMENİN BÜYÜK YANILGISI:GSYH Artıyor, Kalkınma Aynı Hızla Geliyor mu?
Ekonomi yönetimlerinin ve siyasetçilerin en sık başvurduğu başarı göstergelerinin başında ekonomik büyüme gelir. Milli gelirin yükselmesi, üretim kapasitesinin artması ve ihracat rakamlarının rekor kırması çoğu zaman kalkınmanın da gerçekleştiği yönünde bir algı oluşturur. Oysa iktisat biliminin ortaya koyduğu temel gerçeklerden biri şudur: Her büyüme kalkınma değildir.
Bir ekonominin büyümesi, üretilen mal ve hizmet miktarının artmasını ifade eder. Kalkınma ise bu ekonomik kapasitenin toplumun yaşam kalitesine nasıl yansıdığıyla ilgilidir. İnsanların daha uzun ve sağlıklı yaşaması, daha nitelikli eğitim alması, fırsatlara daha eşit erişebilmesi ve refahtan daha fazla pay alabilmesi kalkınmanın asıl göstergeleridir. Bu nedenle büyüme rakamları tek başına bir ülkenin ne kadar geliştiğini açıklamaya yetmez.İnsani Gelişmişlik Endeksi (HDI) bir toplumun kalkınmasını değerlendirmede nihai ölçütün yalnızca ekonomik büyüme değil, insanlar ve onların yetenekleri olması gerektiğini vurgulamak amacıyla oluşturulmuştur. Endeks, kalkınmanın merkezine insanı yerleştirir ve ülkelerin performansını üç temel boyutta değerlendirir: sağlık, eğitim ve yaşam standardı.
Sağlık boyutu, bireylerin doğumdan itibaren sahip oldukları yaşam beklentisini; eğitim boyutu, ortalama eğitim süresi ile beklenen okullaşma süresini; yaşam standardı boyutu ise satın alma gücü dikkate alınarak hesaplanan kişi başına düşen geliri esas alır. Böylece bir ülkenin yalnızca ne kadar ürettiği değil, ürettiği değeri insanlarının yaşamına ne ölçüde yansıtabildiği de ortaya konulur.
Türkiye bugün ekonomik büyüklük açısından dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer almaktadır. Ancak sağlık, eğitim ve yaşam kalitesini birlikte değerlendiren insani gelişmişlik sıralamalarında aynı başarıyı gösterememektedir. Dünyanın ilk 20 ekonomisi arasında bulunan bir ülkenin, insani gelişmişlikte ilk 50 bandında yer alması; ekonomik büyümenin toplumsal refaha aynı ölçüde dönüşmediğini gösteren önemli bir işarettir.
Çünkü gerçek kalkınma; yükselen binalarla, genişleyen yollarla veya artan üretim rakamlarıyla değil, insanların hayatında meydana gelen somut iyileşmelerle ölçülür. Çocukların daha iyi eğitim alabildiği, gençlerin nitelikli istihdama erişebildiği, vatandaşların sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürdürebildiği bir yapı kurulamadığında ekonomik büyüme tek başına yeterli değildir. Böyle bir durumda ülke büyüyor olabilir; ancak toplum aynı ölçüde gelişememektedir.
Bu nedenle kalkınma politikalarının odağında yalnızca sermaye birikimi değil, beşerî sermaye birikimi de yer almalıdır. İnsanına yatırım yapamayan ülkeler, ekonomik büyüklüklerini kalıcı refaha dönüştürmekte zorlanırlar. Sürdürülebilir kalkınmanın yolu, insanı üretimin bir unsuru olarak görmekten değil; kalkınmanın hem öznesi hem de amacı olarak değerlendirmekten geçmektedir.
SANAYİLEŞMENİN GÖRÜNMEYEN FATURASI: İllerin Beşerî Sermaye Karnesi Neyi Söylüyor?
Ekonomik büyüme ile insani gelişmişlik arasındaki farkı en net biçimde ortaya koyan göstergelerden biri Beşerî Sermaye Endeksi'dir. Dünya Bankası metodolojisine dayanan bu endeks, bugün doğan bir çocuğun yaşadığı şehirdeki eğitim ve sağlık koşulları dikkate alındığında, yetişkinlik döneminde ulaşabileceği üretkenlik düzeyini ölçmektedir. Başka bir ifadeyle endeks, kentlerin yalnızca bugünkü ekonomik gücünü değil, gelecekteki insan kaynağı kapasitesini de ortaya koymaktadır.
Hayatta kalma, sağlık ve eğitim olmak üzere üç temel bileşenden oluşan endeks; çocukların yaşam şansından eğitim süresine, akademik başarı düzeyinden yetişkin sağlığına kadar birçok değişkeni birlikte değerlendirmektedir. Endeks değerinin 1'e yaklaşması, bir çocuğun potansiyelini gerçekleştirebilme olasılığının yükseldiğini göstermektedir.
TÜİK verileri esas alınarak hazırlanan 2021-2023 Beşerî Sermaye Endeksi üç yıllık ortalama sonuçları incelendiğinde, Türkiye'nin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda beşerî açıdan da belirgin bir coğrafi ayrışma yaşadığı görülmektedir. Ülkenin gelişmişlik haritası, büyük ölçüde doğu-batı ekseninde şekillenen yapısal farklılıkları yansıtmaktadır.
Aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere; endekste ilk sıralarda yer alan Çanakkale, Antalya, Eskişehir, Erzincan ve Rize; eğitim kalitesi, yaşam standartları, sosyal altyapı ve insan kaynağı göstergelerinde öne çıkmaktadır. Buna........