Buruk bir bayramın sosyo-ekonomik anatomisi: Kültürel değerlerimizin hayat pahalılığı karşısındaki hüznü |
"Bu bayram, ne yazık ki milyonlarca insan için sevinçten çok geçim derdinin gölgesinde karşılanıyor. Asgari ücretin ve emekli maaşlarının açlık ve yoksulluk sınırının altında ezildiği, gıdaya erişimin dahi her geçen gün zorlaştığı bir ekonomik tabloda; insanlar artık sadece alışveriş yapmayı değil, en temel bayram geleneklerini bile sürdürebilmeyi hesaplıyor. Ulaşım zamları nedeniyle insanlar memleketine gidemiyor, ailesini ziyaret edemiyor, eskisi gibi misafir ağırlayamıyor. Sofralar küçülüyor, kurban ibadeti birçok aile için erişilemez hale geliyor. Çocuklara yeni bir kıyafet almak, harçlık vermek bile birçok hane için ciddi bir mali yük haline dönüşmüş durumda. Oysa bayram; paylaşmanın, dayanışmanın, bir araya gelmenin ve umut tazelemenin adıydı. Ancak bugün geniş toplum kesimleri için bayramın manevi ortamının önüne geçim sıkıntısı geçmiş durumda. Böyle bir ekonomik dönemde vatandaşın aklında bayram sevincinden çok; mutfaktaki yangın, cebindeki eksiklik ve yarının belirsizliği var..."
Kağıt Üzerindeki Rakamlar ve Ocaklardaki Sessiz Hüzün
Ekonomi bilimi, çoğunlukla soğuk grafiklerin, karmaşık matematiksel modellerin ve ruhsuz istatistiklerin gölgesinde tartışılır. Oysa ekonominin asıl laboratuvarı, bir babanın akşam eve dönerken taşımakta zorlandığı mahcubiyet, bir annenin boşalan tencereyi kaynatma gayreti ve bir dedenin bayram sabahı torunlarının gözlerine bakarken yaşadığı gizli burukluktur. Bizim topraklarımızda dini bayramlar, yalnızca takvimsel birer tatil ya da piyasaları canlandıran geçici birer hareketlilik dönemi değildir. Bayramlar, toplumsal sermayemizin en köklü bağlayıcısı, hüzünleri teselli eden, dargınlıkları bitiren ve gelir dağılımındaki adaletsizliği halkın kendi eliyle, vicdanıyla onarmaya çalıştığı güvenli sığınaklardır.
Ancak bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ekonomik iklim, bu toplumsal sığınakların duvarlarını çatlatacak kadar ağır bir finansal fırtınaya dönüşmüştür. Kronikleşen yüksek enflasyon ve satın alma gücündeki dramatik aşınma, bayramı bir sevinç ortamı olmaktan çıkarıp, hanehalkları için adeta bütçe kısıtlarının acımasızca hissedildiği birer "mali stres testi" haline getirmiştir. Sabit gelirliler, asgari ücretliler ve ömürlerini bu ülkenin üretimine adamış emekliler için bayram; manevi bir huzurdan ziyade, cüzdan ile vicdan arasına sıkışmış hüzünlü bir muhasebe dönemidir.
*Metodolojik Not: Resmi kurumların geniş tüketici sepeti ile dar gelirlinin sadece gıda, kira ve ulaşımdan oluşan dar bütçesi arasındaki uyuşmazlık, kağıt üzerindeki enflasyon ile çarşıdaki feryat arasındaki makası derinleştirmektedir.
Bu analizde amacımız, sadece ekonomik oranları sıralamak değil; enflasyon dalgasının, yıllardır gözümüz gibi koruduğumuz kültürel değerlerimizi nasıl aşındırdığını, insan ilişkilerimizi nasıl yalnızlaştırdığını ve toplumsal vicdanımızda açtığı yaraları saha gerçekliğiyle yüzleşerek ortaya koymaktır.
ENFLASYONUN VİCDANI YOKTUR: Alım Gücü Kaybının İnsani Maliyeti
Fiyat istikrarının bozulması, paranın sadece değer kaybetmesiyle sonuçlanmaz; o ekonomideki toplumsal adaleti ve huzuru da kemirir. İktisat literatüründe "Enflasyon Vergisi" olarak adlandırılan durum, bugün dar gelirlinin sofrasından lokma çalmanın sessiz ve resmi olmayan bir aracı haline gelmiştir. Merkez Bankası'nın sıkılaştırma adımlarına rağmen, beklentilerdeki bozulma ve maliyet yönlü baskılar enflasyon kalıcılığını körüklemektedir. TÜİK’in 2,37'lik manşet verisine karşın, bağımsız araştırma grubu ENAG’ın U,38 olarak hesapladığı hayat pahalılığı, vatandaşın mutfağında çok daha yıkıcı bir oranda hissedilmektedir.
TÜRK-İŞ’in açlık sınırını 34.587 TL olarak ilan ettiği mevcut düzende, 28.075 TL seviyesindeki net asgari ücret açlık sınırının yaklaşık altında kalmaktadır. Bekar bir çalışanın aylık yaşam maliyetinin dahi 44.802 TL'ye ulaştığı bir ekonomik gerçeklikte, asgari ücretlinin ya da dar gelirli emeklinin bayramı "bayram gibi" yaşayabilmesi matematiksel olarak imkânsızdır. DİSK-AR’ıngelir dağılımı raporları da bu acı gerçeği teyit etmekte, en zengin ile en yoksul arasındaki uçurumun gelişmiş ülke standartlarının çok ötesine geçtiğini göstermektedir. Bu gelir adaletsizliği şoku, bayram günlerinde kendini daha derinden hissettirir. Harcanabilir geliri tükenen kitleler için bayram, neşe getiren bir dönem değil, borç sarmalını büyütücü bir ekonomik yüke dönüşmektedir.
MENDİL ARASINDAKİ BEREKETTEN MAHCUBİYETE: Bayram Harçlığının Dönüşümü
Bayram harçlığı, çocukluğumuzun en saf, en umutlu hatırasıdır. Büyüklerin elini öpmenin ödülü olan o küçük kâğıt paralar, nesiller arası sevginin ve bereketin sembolik birer göstergesiydi.........