Güzellik de neymiş (beyin)

Fikri hür, vicdanı hür, güzel insanlar.

Sanatın aynasından bakmaya devam…

Bugün bize sanatın aynasından görünen; yine güzellik ama beynin içinde güzellik…

Güzelle olan ilişkimiz yorucu bir uğraş mı?

O zaman bende sizi biraz uğraştırayım, olur mu?

Kendimiz, güzellik ve birde beynimiz üzerine bir odaklanalım hele…

Özellikle beynimizin çalışma sistemiyle ile güzellik arasında öyle bir ilişki var ki: 

Sabırla okuyunuz efendim.

Hiç kendimize sorduk mu? Güzelliğin aynasında kendimizi nereye koyuyoruz? Beynimiz bu işin neresinde?

Kendimizi koyduğumuz yerde mutlu oluyor muyuz?

Ötekinin gözünde: kendimizi, güzelliğin terazisine vurduğumuzda ne hissediyoruz?

Eğer terazinin kefesindeki sonuçtan memnun kalıyorsak ne duyumsuyoruz?

Veya tam tersi terazinin kefesindeki sonuçtan memnun kalmıyorsak, hangi dertlere, hangi depresyonlara savruluyoruz?

Hiç düşündünüz mü? Kadın, erkek herkes ideal güzellikte olsaydı, ne olurdu?

O zaman rekabet olur muydu?

Kendini, sosyal açıdan, ekonomik açıdan, fiziksel açıdan ispat etmek ve güzel olanı elde etmek için ölesiye mücadele etmek gerekir miydi?

Dolayısıyla mesela sanatçılar, bilim insanları, krallar vb. gibi tarih yazmış, tarihe geçmiş insanlar ortaya çıkar mıydı?

Ya da bugünkü medeniyet dediğimiz şey inşa edilebilir miydi?

Biraz düşünün bakalım…

Ha, bana soracak olursanız çıkmazdı derim.

Niye mi? Öncelikle: güzel olanın genetik açıdan sağlıklı ve güçlü olanı ve böylece neslin devamı için uygun şartları temsil ettiği, ikinci olarak da tarım devrimi sonrası kurulan kent devletlerinden başlayarak sahip olunan maddi ve sınıfsal zenginliğin göstergesi olarak: ister insanda olan güzelliğe ister nesnede olan güzelliğe ister doğada olan güzelliğe sahip olma haliyle toplum içindeki gücünüzü göstermesi bakımından güzelliğin: insanlar arasındaki rekabetin ortaya çıkmasının zorunlu itkisi olması gerekir diye düşünüyorum.

İsterseniz bir de doğaya hayvanlar alemine bakalım. Hayvanlar aleminde erkekler hep süslü, iri, güçlü ve yırtıcı oluyorlar. Dişiler ise erkeklere göre daha küçük, süssüz ve daha güçsüz oluyorlar ama çiftleşme konusunda söz sahibi oluyorlar. Kiminle çiftleşeceklerine kendileri karar veriyorlar. Evrimsel açıdan seçilimi yapma yetkisi dişilere verilmiş ve dişiler, nesillerinin devamı açısından genetik olarak güçlü olan erkek adaylar arasından seçimlerini yapıyorlar. Dişiler açısından en temel motivasyon neslin en güçlü genetik kodlarla devamının sağlanması, bunun için erkekleri rekabete zorluyorlar ve bu rekabette başarılı olanları seçerek, nesillerinin sağlıklı bir şekilde devamını sağlıyorlar.

İnsanlar alemine: yani kendi toplumsal ilişkilerimizin kadın erkek ilişkileri mimarisinden baktığımızda da göreceğimiz şey: konuyu insan ilişkilerinin karmaşıklıklarından sadeleştirdiğimizde:  karşımıza çıkacak gerçeklikle aynı şey olmasın, sayın okur ne der bu konuda diye dertleniyorum…

Bir örnekle açıklamaya çalışalım efendim. Mesela: Köyde, kasabada veya şehirde yaşayan bir kadının için de bulunduğu sosyo-ekonomik, kültürel, sınıfsal ve kültürel temeller, eş seçiminde onu duygusal açıdan, zihinsel açıdan, ruhsal açıdan, sınıfsal ve maddi açıdan en güçlü olanlara doğru motive ediyor. Sevgili okur, ediyor değil mi?

Sayın hocam, yani, bir sürü: sonu hüsranla ve cinayetlerle biten evlilikler yok mu diyorsunuz?

Yoo kesinlikle öyle........

© 12punto