Trump’ın Vahşi Batısı ve Grönland hamlesi |
ABD 19. yüzyılda olduğu gibi, merkezî otoritesi ile artık düzen kuran değil, çatışmayı araçsallaştıran bir aktör haline geliyor.
ABD, Danimarka’nın Grönland üzerindeki kontrolünün yasallığını artık açıkça sorguluyor ve ilhak senaryosunu göz ardı etmiyor. Trump’ın iç güvenlik danışmanı ve Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller’ın açıklamalarına göre, ‘’güç ve güçle yönetilen gerçek bir dünyada yaşıyoruz…’’ ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de özetle şöyle diyor: ‘’Dostluk dostluktur, ama Grönland bizimdir. Avrupa ve Danimarka Grönland’ın güvenliğini sağlayamadı. ABD çıkarlarını koruyacak, gerekirse güç kullanmaya da hazır.” ABD Savunma Bütçesinin 2027 yılında 1,5 trilyon dolar olmasının teklif edildiği ve Trump direktifleri ile ABD’nin federal kurumlarının, 31 BM organı ve 35 BM dışı kuruluşa katılım ve finansmanının durdurulduğu bir dönemde sarf edilen bu sözler bize iki yüzyıl öncesi dönemi hatırlatıyor.
Vahşi Batının Tekrarı
19’uncu yüzyılın Vahşi Batı (Wild West) dönemi, yalnızca Amerika’nın batıya doğru coğrafi genişlemesini değil; ‘’devlet otoritesinin geri çekildiği, hukukun yerini kaba gücün aldığı ve bireysel şiddetin meşrulaştırıldığı’’ bir zihniyeti temsil ediyordu. Federal merkez zayıftı, kurallar geçiciydi, sadece güç ve silahlar konuşuyordu. Adalet çoğu zaman silahı daha hızlı çekenin elinde şekilleniyordu. Yerleşimciler ilerlerken, tren yolları yapılıyor, sınırlar değişiyor, eski düzen yıkılıyor ancak yerine henüz yenisi kurulamıyordu. Bu kaotik ara dönem, sonradan Hollywood filmlerine romantik macera filmi senaryosu olsa da gerçekte kuralsızlığın, keyfiliğin ve zor yoluyla düzen kurma arzusunun tarihiydi. Bugün Trump dönemiyle birlikte ABD’nin içine girdiği tablo, bu yeni vahşi batı zihniyetinin modern bir sürümünü andırıyor. Kurumsal denge ve denetim mekanizmaları aşınıyor, hukukun bağlayıcılığı sorgulanıyor, iç ve dış politikada “önce güç, sonra kural” anlayışı öne çıkıyor. Uluslararası sistemde anlaşmaların değeri düşerken, tehdit dili, yaptırımlar ve tek taraflı kararlar normalleşiyor. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, merkezî otorite artık düzen kuran değil, çatışmayı araçsallaştıran bir aktör haline geliyor. Bu nedenle Trump dönemi, bir istisna ya da geçici sapma değil; küresel ölçekte yeni bir vahşi batı ve kuralsızlık döneminin habercisi olarak okunmalıdır. Kuralların çözüldüğü, sınırların yeniden zorlandığı, güç kullanımının ahlaki değil pragmatik gerekçelerle meşrulaştırıldığı bu dönem, eski düzenin kapandığını ama yenisinin henüz doğmadığını gösteren tehlikeli bir geçiş alanıdır.
Anarşi Dönemine Hoş Geldiniz
Trump’ın yeniden sahneye çıktığı günden bu yana geçen son bir yıl, uluslararası sistemin artık “olağan dışı” değil, doğrudan kontrolden çıkmış anarşist bir evreye girdiğini gösteriyor. Gazze’de açık bir katliam ve soykırımın ABD tarafından desteklenmesi ve meşrulaştırılması; İran’a İsrail siparişi üzerinden saldırılması; Suriye’nin başına geçmişte terörle anılmış bir militanın getirilmesi; Bir yandan Ukrayna Rusya Barış görüşmelerini sürdürürken diğer yandan Putin’in rezidansına CIA desteğinde SİHA saldırıları düzenlenmesi; Afrika’da Nijerya’ya yönelik askeri baskı ve operasyonlar; Venezuela’da yaşanan devlet başkanını kaçırma ve açık rejim müdahalesi; Rus bayraklı tankerin deniz haydutluğunu aratmayan şekilde Kuzey Atlantik Okyanusunun açık deniz alanında Amerikan Sahil Güvenlik gemisince teslim alınması ve son olarak Grönland’ın dahi istenebilir bir “jeopolitik nesne” haline gelmesi… Tüm bu gelişmeler birbirinden kopuk krizler değildir. Bunlar, Batı yarımküre olarak adlandırılan alanın, artık kurallı bir düzen olmaktan çıkıp Vahşi Batı benzeri bir çöküş sürecine girdiğinin işaretleridir. Hukukun, normların ve kurumların yerini kaba güç, oldubitti ve çıplak çıkar hesapları almıştır.
Sıra Grönland’a Geldi
Trump’ın tam da Venezuela müdahalesi devam ederken Grönland’ı ABD topraklarına katma deklarasyonu vahşi dönemin belki de en ciddi kırılma anlarından birisi oldu. Zira ABD’nin Maduro’yu kaçırma operasyonuna çok cılız tepki veren NATO Genel Sekreteri, İngiltere ve AB ülkeleri Trump’ın bu talebi karşısında ciddi bir güven krizine girdiler. Zira ABD onlar için kutsaldı. Gerek enerji gerekse savunmada ABD ’siz bir dünya düşünemiyorlardı. Aynı ABD, bırakalım Avrupa’nın gerekirse savunmasına gitmeyi, Avrupa’dan açıkça toprak talep ediyordu. Kanada, Meksika ve Venezuela gibi ağır hedeflerden sonra sıra Kuzey Amerika kıtasının ayrılmaz coğrafi parçası Grönland’e gelmişti. Peki ama 42 bin km kıyıya sahip, 50 bin nüfuslu yerli halka sahip Danimarka krallığının toprağı olan Grönland adası neden bu kadar önemli? Çok önemli zira Arktik Okyanusunu kontrol ediyor.
Eriyen Buzullar ve Değişen Jeopolitik
Küresel ısınmanın hızlanmasıyla birlikte Arktik Okyanusu, yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda jeopolitik bir kırılma alanına dönüştü. 1978’den bu yana Arktik’te buz alanı yaklaşık yüzde 39 oranında küçülmüş, yılda ortalama 70 bin kilometrekare buz erimesi kaydedilmiştir. Simülasyonlar, 2040 sonrasında bölgenin büyük ölçüde yıl boyu deniz ulaştırmasına açılacağını göstermektedir. Bu durum hem deniz........