İran çökerse…
Kimsenin kuşkusu olmasın; sıra hızla Türkiye’ye gelir.
Hele İran’ı, Kürt etnikçiliğinin desteğiyle bölüp parçalarlarsa —ki hiç ihtimal dışı değil— PKK ve türevlerinin şımarıklığının önünü almak mümkün olmayacaktır.
Bunun, bugünün ahval ve şeraiti içinde Türkiye’ye nasıl yansıyacağını tahmin edebilmek için ne kristal küreye ne de müneccim bardağına ihtiyaç var. Az buçuk diplomasi okuryazarlığı olan herkes bunu kolayca öngörebilir.
Altını kalın kalemle çizelim.
Ortadoğu’da hiçbir protesto masum değildir. İran’da CIA ve Mossad ajanlarının cirit attığını bilmeyen yok. Ne kadar haklı sebeplere dayanırsa dayansın, ucu mutlaka dış istihbarat servislerinin stratejik planlamalarına dayanır.
Hele ki söz konusu olan, bölgesel dengeyi ayakta tutan İran gibi bir ülkeyse…
Harici gündem, Trump’ın bir eşkıya gibi Maduro’yu ve eşini kaçırması üzerine yoğunlaştı ama biz kendi mahallemizi mercek altına almaya devam edelim.
İran sokaklarında başlayan hareketlilik, yalnızca ekonomik kriz ya da rejim karşıtlığı başlığıyla okunmamalı. Bu işin arkasında çok daha tanıdık bir senaryo var.
Şöyle formüle edelim:
Eğer emperyalizmin menfaati varsa önce devleti zayıflatır, sonra toplumu ayrıştırır; çözer, etnik ve mezhepsel fay hatlarını kaşır. Ardından olmuş armut gibi düşmesini bekler.
Tabii ki biz bu filmi daha önce seyrettik. Hem de kaç kere…
2003’te Irak’ta, ardından Suriye’de… Şimdi ise aşağı yukarı aynı senaryo, birkaç önemsiz değişiklikle İran’da sahneye konuyor. Devrik İran Şahı’nın oğlunun da oyuncular arasında olduğunu düşünürsek, mesele bu kez sanki biraz daha........
