‘Aile’ kılıfında medya yakalama operasyonu ve kimlik zorunluluğu

Türkiye’de dijital ve geleneksel medya uzun süredir iktidarın ideolojik ve ekonomik sisteminin sürdürülmesini sağlayan bir aygıta dönüştürüldü.

11 Nisan 2026’da MHP tarafından TBMM’ye sunulan ve “aile mahremiyeti”ni koruma iddiası taşıyan kanun teklifi, bu dönüşümün son örneği. Ancak bu hamleyi sadece gündüz kuşağı programlarındaki “yozlaşmaya” bir tepki olarak okumak, ağaca bakarken ormanı gözden kaçırmaktır. Gündüz kuşağı programlarının yozlaşmış içeriğine yıllardır sessiz kalanların, bugün “mahremiyet” üzerinden bir kurtarıcı rolüne soyunması, aslında toplumu apolitize etme stratejisinin izdüşümü.

Karşımızdaki tablo, medya yakalama stratejisinin dijitalden konvansiyonel medyaya uzanan son adımı.Otoriter Neoliberalizm olarak da tanımlanan bu süreci,son dört yılımızı esir alan Dezenformasyon Yasası’ndan bağımsız düşünemeyiz.

Ekim 2022'den bugüne (Nisan 2026) uzanan bilanço, araştırmacı gazeteciliğin nasıl adli taciz sahasına dönüştüğünü kanıtlıyor. En az 83 gazeteci, TCK 217/A kapsamında toplam 114 kez suçlandı.11 kez gözaltı, 10 kez tutuklama işlemi uygulandı. Nisan 2026 itibarıyla Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın tutukluluk süreçleri devam ediyor. Açılan 54 soruşturmanın 41'inin takipsizlikle sonuçlanması ise amacın caydırıcı etki yaratarak gazetecileri yıldırmak olduğuna işaret etmekte.

RTÜK’ün 146 Milyonluk  “Sopa” Siyaseti

Sadece 2025 yılı RTÜK verilerine baktığımızda dahi kurumun ekonomik baskı aracına dönüştüğünü görebiliriz.2025 yılında RTÜK, 32........

© 12punto