Toplu tövbe, Toplu teslimiyet: İtaatin kutsallaştığı yerde din

Geçtiğimiz haftalarda İzmir’de Menzil tarikatının Serhendi grubu tarafından gerçekleştirilen toplu tövbe töreninin ardından, konuyu doğrudan muhataplarından dinlemek için İstanbul Sancaktepe’de bulunan Serhendi Vakfı’na gittim.

Kısa bir selamlaşmadan sonra sözü doğrudan tövbe meselesine getirdim ve sordum: “Neden toplu tövbe yapıyorsunuz? Tövbe bireysel bir edim değil midir?” Ardından ekledim: “Toplu tövbeden murat nedir?”

İlk etapta konuştuğum kişiler bu soruya cevap verme yetkilerinin olmadığını söylediler. Ancak bu resmî çekingenlik kısa sürdü; müridlerle aramızda koyu bir sohbet başladı.

Orada bulunanlardan biri telefonunu çıkararak bana bir ayet gösterdi: Âl-i İmrân Suresi’nin 103. ayeti. Diyanet mealiyle ayet şöyleydi: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın...” Ayetin devamında birlik, kardeşlik ve kurtuluş vurgusu yer alıyordu.

Bu noktadan sonra konu Peygamber’e getirildi. “Allah insanlara Peygamber gönderdi; insanlar Peygamberin sözü ve sünneti etrafında bir araya geldi” dediler. Peki, buradan şeyhlere ve gavslara nasıl geliniyordu? Yanıt hazırdı: “Âlimler Peygamberin varisidir.”

Mantık zinciri açıktı: Peygamberin varisi âlimse, mürit de âlimin etrafında toplanmalıydı. Onu takip etmeli, onun yürüdüğü yoldan yürümeliydi. Toplu tövbe de bu teslimiyet pratiğinin bir parçasıydı.

Bu noktada temel bir soru sordum: Şeyhler hata yapamaz mıydı? Gittikleri yolun hak yol olduğunun ölçütü neydi? Cevap netti: “Şeyhlerimiz Kur’an ve sünnet yolundadır.” Kendi nefisleriyle yol çizmez, kişisel kanaatleriyle yön tayin etmezlerdi. Bu yolu sürdükleri müddetçe müride düşen, onları izlemekti.

Sohbete çay servisi eşlik ederken, son dönemde tarikat ve cemaatlerde yaşanan ayrışmaları hatırlattım. Menzil Cemaati lideri Abdulbaki Erol’un vefatının ardından oğulları arasında yaşanan miras ve yönetim tartışmalarını, bu meselenin İngiltere mahkemelerine kadar taşındığını, basına yansıyan iddiaları dile getirdim.

Bu konulara girmek istemediklerini söylediler. Bunların dünyevî meseleler olduğunu, itikadî bir ayrışma yaşanmadığını özellikle vurguladılar. Israrla altını çizdikleri nokta şuydu: Bir mürşide bağlanmak hayati bir zorunluluktu.

Bunu........

© 12punto