Kutsal bir kitabın hikâyesi: Vahiy, iktidar ve insan |
Yaklaşık 22 yıllık Kur’an tarihinden sonra elde kalan bir kitap yoktu. İslam Peygamberi böyle bir girişimde bulunmamış, dahası bunu vasiyet olarak da bırakmamıştı. Başka bir soru da şu olsa gerek: Buna gerek olsa İslam Peygamberi bunu gerçekleştirmez miydi?
Kur’an’ın toplatılması ve kitap haline getirilmesi için Ömer b. Hattab, Halife Ebubekir’in yanına geldiğinde, Halife’nin de aklında bu ve buna benzer sorular geçiyordu. Peki, Ömer niye böyle bir taleple yanına gelmişti, ne olmuştu? O sıralarda Yemame Savaşı henüz bitmiş ve savaşta pek çok hafız can vermişti. “Bu gibi vakalarda hafızların ölmeleriyle Kur’an’ın birçoğunun zayi olmasından endişe ederim.” diyordu Ömer. Cümlesinin devamı mühimdi. Şöyle bağlıyordu sözlerini Ömer b. Hattab: “Bana kalırsa Kur’an’ın cem edilmesi için bir emir çıkarman gerekir.”
İyi ama Kur’an Allah tarafından korunmuyor muydu? Kişilerden bağımsız olarak kitabın böyle bir gücü yok muydu? Şu soru da elbette akla gelecektir: Yemame Savaşı olmasaydı ne olacaktı? Kur’an kitap haline getirilmeyecek miydi?
Daha önce söylediğimiz gibi Halife bu talebe ihtiyatlı yaklaştı, düşündü. Yıllardır yakından tanıdığı İslam Peygamberi bu doğrultuda bir karar almamıştı. Şimdi kendisi nasıl alacaktı? Onun için Ömer’e dönüp şöyle dedi: “Resulullah’ın yapmadığı bir işi nasıl yapabilirsin?” Nasıl yapılabileceğini zamanla Ömer gösterdi Halife’ye. Süreç içerisinde kendisini ikna etti ve nihai olarak Kur’an’ın toplatılması için bir heyet kuruldu. Heyetin başındaki isim ise çarpıcıydı: Zeyd b. Sabit.
611 yılında Medine’de doğdu Zeyd. Yani Hz.Muhammed peygamberliğini açıkladığında henüz bir yaşındaydı. Bu anlamıyla Zeyd’in gelenekten, yaşananlardan haberi yoktu. Kur’an’ı toplayacak heyetin başına getirildiğinde ise 21 yaşındaydı. Oysa o dönemde Hz.Ali dahil döneme, yaşananlara ve Kur’an’a hakim pek çok isim vardı. Neden onlar değil de Zeyd seçilmişti? Bunun sebebi hikmeti neydi?
Kaynaklara göre Halife, Zeyd ile konuştuğunda ona şöyle der: “Sen genç, dinç, zeki bir adamsın. Kimse itham edemez. Zaten Resulullah’ın da vahiy katibi idin. Kur’an metnini topla.” Bu sözler sebebin hikmeti olabilir mi bilmiyoruz lakin Zeyd’in bu sözler karşısında verdiği cevap da tarih kitaplarında yer alıyor. Onu da aktaralım. Çünkü bu cevap da oldukça önemli ve anlamlı. Zeyd, Halife’nin kendisine sunduğu öneri karşısında ona şöyle yanıt verir:
“Vallahi bir dağı yerinden nakletmemi isteselerdi, Kur’an’ı toplama mesuliyeti kadar bana ağır gelmezdi. Neticede Kur’an’ı hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından derlemeye başladım.” (Buhârî, Tefsîru’l-Kur’an, 20; Tirmizî, Fedâilu’l-Kurân, 23)
Sonuç olarak böyle bir sürecin sonunda Kur’an toplanır ve kitap haline getirilir.
Zeyd b. Sabit ise halifelerin yanındadır hep.
Ebubekir döneminde katiplik görevinde bulunur, Ömer döneminde ise halifenin danışmanı olur, Medine’de davalara bakar, halife şehir dışındayken ona vekalet ederdi. Halife Osman ona hem hazineyi emanet etmiş hem de vekalet görevini vermişti. Kur’an’ın çoğaltılması için kurulan heyetinin başına da onu getirmişti. Bu görev sonrasında da kendisine 100 bin dirhem verildiği söylenir. O dönemde bir ailenin 50-60 dirhemle geçindiğini de bu vesileyle hatırlatmış olalım. Bu anlamda Zeyd ile Halife Osman’ın arasının oldukça iyi olduğunu ifade etmiş olalım. Halife Osman’ın evi kuşatıldığında kuşatmaya katılan bazı isimlerle konuşup onları kararlarından vazgeçirten ve halifenin evine giren de Zeyd’di.
Kur’an’ın toplatılması ve çoğaltılması ile ilgili süreçler, gerek kurulan heyetler gerekse benzer sebepler yüzünden tarih boyunca tartışılmıştır.
Bu anlamda tarihi yalnızca anlatılanlar üzerinden değil, anlatılmayanlar üzerinden de okumak gerekir. Kur’an’ın toplanma süreci, sadece bir metnin muhafazası meselesi değil aynı zamanda insan iradesinin, siyasal aklın ve tarihsel zorunlulukların iç içe geçtiği bir kırılma anıdır. Eğer bir metnin korunması için insan müdahalesi şart hale geliyorsa burada durup düşünmek gerekir: O sürecin tarihselliği aslında bize ne anlatır?
İşte bu yüzden tarih, inananlar için bir sığınak değil sorularla dolu bir meydandır. O meydanda dolaşmayı göze alamayanlar, hakikatin değil sadece anlatının peşinden giderler. Oysa hakikat çoğu zaman rahatsız edicidir. Çünkü o, kutsalla kurduğumuz mesafeyi değil ona ne kadar yaklaştığımızı sorgular.