Sen çürümenin resmini çizebilir misin Abidin -2-
Çürümenin ayrılmaz bir parçası olmuşsanız, bileşik kaplar örneği çürüme tablosunun figürü haline gelmişseniz, çürümenin resmini yapamazsınız. Çürümenin, yozlaşmanın, kokuşmanın sessiz tanığı, utangaç onaylayıcısı durumuna düşmüşseniz yine yapamazsınız. Çürümenin resmini yapabilmek için, çürüme çemberinin, dışında, lağım çukurunun uzağında durmak zorundasınız. Vicdan temizliğini, dürüstlüğü, kalem ustalığını, kültürel birikimini edebiyatçı kimliğiyle sentezleyenler çürümeyi resmedebilir,
Büyük yazarlar, dönem tanıklığını kayda geçirirler. Romanlarında, öykülerinde, yaşadıkları dönemi bütün renkleriyle, çarpıcı ayrıntılarıyla resmederler. Edebiyatın büyülü dili, sizi yakın ya da uzak geçmişte yolculuklara çıkarır. Tolstoy, romanlarındaki yüzlerce karakterle, 19. Yüzyıl Çarlık Rusya’sı aristokrasisini, büyük savaşları, Kafkasya’yı, Mujikleri, Rus toplumunun bireysel ve toplumsal tomografisini yansıtır. Dostoyevski, aynı dönemin kent yaşamını, Rus halkının toplumsal ve bireysel bunalımını, Sibirya sürgünlerini, sefaleti, ihtirası, şizofrenik savrulmaları anlatır. Fransız, İngiliz, Alman edebiyatında da toplumsal dokuyu, dönemin siyasal panoramasını, sosyoekonomik yapının bireysel ve toplumsal etkilerinin yansıtıldığını görürüz.
Bizim romancılığımızın, 1870 sonrası, Tanzimat Kuşağı olarak adlandırılan, Şemsettin Sami, Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmet Mithat Efendi, Halit Ziya Uşaklıgil gibi yazarlarla başladığı genel kabul görür. Batıya göre çok daha geç başlayan Türk romancılığı, kısa zamanda aşama kaydedecek, önemli eserler vermeye başlayacaktır.
Bu kısa girişten sonra asıl konumuza, Türk romanlarının dönem tanıklığına dönmenin zamanıdır. Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul’unda Mutlakiyet dönemi ( Abdülhamit yönetimi )........
