Kaç, saklan ve savaş: 25 çocuk, bir öğretmen ve 60 saniye

Son haftalarda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar, Türkiye’nin uzun süredir ertelediği bir gerçekle yüzleşmesini artık kaçınılmaz hale getiriyor. Şiddet, artık coğrafi olarak uzak ya da istatistiksel olarak ihmal edilebilir bir risk değil. Düşük olasılıklı olabilir, evet. Ama etkisi yüksektir. Ve bu tür tehditler, gerçekleştiği anda değil, öncesinde ciddiye alınmadığında yıkıcı hale gelir.

Bu olayları “münferit” olarak tanımlamak, analitik bir değerlendirmeden çok psikolojik bir savunma refleksidir. Çünkü münferitlik, tekrar etmeyeceğinin garantisi değildir. Aksine, hazırlıksız sistemlerde her yeni olay, bir öncekinden daha ağır sonuçlar üretir. Sorun tekil olaylar değil; sistemin bu olaylara nasıl hazırlandığıdır.

Türkiye’de uzun yıllardır okulların “güvenli alan” olduğu yönünde güçlü bir inanç var. Ancak bu, hukuki ya da operasyonel bir gerçeklikten çok kültürel bir kabuldür. Bu kabul, geçmişte işe yaramış olabilir. Fakat güvenlik paradigması değişirken aynı varsayımlarla devam etmek, güvenliği sağlamak değil; güvenlik illüzyonu üretmektir.

Dünyanın birçok ülkesinde bu kırılma çoktan yaşandı. Özellikle okul ve kamu alanlarında geliştirilen “Run, Hide, Fight” yaklaşımı — Türkçesiyle “Kaç, Saklan, Savaş” — artık bir seçenek değil, bir zorunluluk olarak kabul ediliyor.

Bu........

© 12punto