Ah! Interstellar filmi gibi bir filmimiz olsa…

Solucanları nasıl bilirsiniz? İyi biliriz, diyerek gömmeyelim hayvanları. Ben daha çok onların delikleriyle ilgileniyorum. Yanlış anlamayın, bir bilim adamı değilim. . Ne’biliim adamı değilim.. Yazarım.

Şimdi bu solucan deliklerinin iki ucu da (oklu değnek demeyelim de),

birbirlerinden ışık yılları tabir edilen şekilde uzaktalar. Bu iki uç, uzayın bükülerek bir araya gelmesi sonucunda birleşip bir kısa yol oluşturuyor. Bu teoriyi de bize hepimizin uzun dilini çıkardığı fotoğraftan bildiğimiz, kıvırcık kafasıyla tanıdığımız, dahi fizikçi ve bilim insanı (eskiden adamı derdik, hey gidi günler hey) Albert Einstein (1879-1955) teorik olarak açıklamıştı zaten. Kütle, uzay zamanı büküyor, buna da genel görecelik teorisi diyoruz.

Bunu niye yazıyorum. Malum, bu ülkede yaşanmaz deyip nasibini Avrupa’da bir yerde çalışmakta arayan gençler, meslek erbabı epey arttı. Beyinler göçtü. Ama göçenler, yazın leylekler gibi tatile veya arkalarında bıraktıkları topraklara dönüyorlar tabii. Kan çekiyor ne de olsa.

Ne var ki, solucan deliklerinden geçip uzay-zamana meydan okumayı, Interstellar filmindeki gibi, bir başka boyut ve zamandan evine bakmayı hayal eden yok. Neden? Nedeni çok açık.

Hani iki yoksul hayal kurarken milyarder olsak ne yapardık diye birbirlerine sormuşlar ya.

Biri ben soğanın cücüğünü yerim demiş. Diğeri de bana başka bir şey bırakmadın deyince, olay kopmuş. Hayal bu kadar.

Yahya Kemal (1884-1958) adlı şairimiz, devreye girip insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar, dese de, hayaller Madrid gerçekler........

© 10 Haber