Yaş Almak Kaçınılmaz, Ama Ruhu Yaşlandırmak Bizim Tercihimiz |
Hayat hızla akıp gidiyor. “Durdurun dünyayı, inecek var” deme şansımız yok. Nefes alırken, yürürken, çalışırken, severken, yorulurken, umut ederken geri dönüşü olmayan bir yolculuğun içindeyiz. Zaman akıyor, biz akışın içindeyiz.
Buna rağmen çoğumuz bugünün hayatını pervasızca yarına erteliyoruz:
“Biraz daha kazanınca…”,
“Çocuklar büyüyünce…”,
“Emekli olunca…”,
“Kafa rahatlayınca…”
Oysa zaman kimseyi beklemiyor. Takvim ilerliyor, beden yaş alıyor. Bu doğanın kanunu. Ama bedenle birlikte ruhun da yaşlanması kader değil; bir tercih. Bizim tercihimiz.
Ruh, merak ettiği sürece genç kalıyor. Heyecanlandığı, öğrenmek istediği, yeniye açık olduğu, sevdiği, gezdiği, insanla temasını kaybetmediği sürece canlı kalıyor. Yorgunluk yıllardan değil; ertelenmiş hayallerden, bastırılmış duygulardan, taşınan kırgınlıklardan birikiyor.
Bir noktada, genellikle on sekizinden sonra, hayatın direksiyonu el değiştiriyor. Artık suçlayacak kimse kalmıyor. Yanlış seçimler yapılıyor, yanlış aşklar yaşanıyor, yanlış işlere giriliyor. Ama tam da burada olgunlaşma başlıyor. İnsan hatasız olduğu için değil; hatasını fark edip tekrarlamadığı zaman büyüyor, güçleniyor, direnci artıyor.
Aşk giriyor hayata, ardından aile, sonra çocuklar… Sorumluluk........