Trump’ın İpiyle Kuyuya İnilir mi?
Donald Trump artık yalnızca bir Amerikan başkanı değil; yeni dünya düzeninin ruhunu temsil eden tartışmalı, tutarsız ama etkili bir figür haline geldi.
Öngörülemez, işlemci, baskıcı, pazarlıkçı, milliyetçi ve gerektiğinde kuralları zorlamaktan çekinmeyen bir lider profili. İlk başkanlık döneminde bunu gördük. Üstelik bütün o çalkantılı siciline rağmen Amerikan halkının önemli bir bölümünden yeniden destek alarak ikinci kez Beyaz Saray’a döndü. Ancak bu kez daha hazırlıklı, daha sert, daha özgüvenli ve kurumsal frenlerden daha az etkilenen bir Trump tablosu ortaya çıktı. Küresel sistemi hâlâ narsist bir özgüvenle sarsmaya devam ediyor.
Bir taraftan Çin’e karşı ekonomik savaş dili kullanıyor, diğer taraftan Pekin’le büyük pazarlık arayışına giriyor. Xi Jinping ile yeniden görüşme hazırlıkları yapılıyor. Ukrayna savaşını “48 saatte bitireceğini” söylüyordu ama savaş hâlâ sürüyor. İran konusunda ağır tehditlerle müzakere mesajları arasında gidip gelen zigzaglı bir politika izliyor.
Kanada’dan Grönland’a kadar uzanan sıra dışı çıkışlarla Amerikan nüfuz alanını genişletme arzusunu açık biçimde ortaya koyuyor. Venezuela’ya yönelik müdahaleci yaklaşımını sürdürüyor, Küba dosyasında yeniden sertleşme sinyalleri veriyor. İklim değişikliği politikalarında geri adımlar atıyor. Tarifeleri yeniden küresel baskı aracı haline getiriyor. NATO’nun geleceği konusunda bile Batı dünyasında ciddi kaygılar oluşuyor.
Bütün bunlar Trump’ın güvenilirliğini hem uluslararası sistemde hem de kendi ülkesinde ciddi biçimde aşındırdı. Ancak ilginç olan şu ki, güvenilirliği azaldıkça caydırıcılığı tamamen kaybolmuyor. Çünkü herkes aynı soruyu sormaya devam ediyor:
“Ya gerçekten yaparsa?”
Belki de Trump’ın en büyük gücü tam burada yatıyor: belirsizlik üretmek.
Dostluk Söylemi ile Güç Siyaseti Arasında
Trump’ın Türkiye’ye yaklaşımı da bu çerçevede okunmalı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan için kullandığı “güçlü lider”, “sevdiğim dost” gibi ifadeler Ankara’da doğal olarak dikkat çekiyor. Özellikle Biden dönemindeki Ankara-Washington hattındaki soğuk atmosfer düşünüldüğünde bu ton farkı önemseniyor. Nitekim Biden döneminde Türk-Amerikan ilişkileri uzun süre mekanik, mesafeli ve düşük yoğunluklu ilerledi. Ankara birçok başlıkta Washington’da kendisini dışlanmış hissetti. Yaptırımlar uygulandı.........
