İyilik Neden Bazen Düşman Kazandırır?
Meslek hayatım boyunca dünyanın farklı coğrafyalarında binlerce insan tanıdım. Farklı kültürlerden, dinlerden, ideolojilerden; siyasetin, diplomasinin, iş dünyasının, akademinin içinden insanlar…
İnsan tabiatı konusunda beni en fazla şaşırtan gerçeklerden biri, hiçbir ekonomik teoriyle ya da siyaset bilimi kitabıyla tam olarak açıklanamayacak kadar insaniydi:
İnsanlar bazen kendilerine kötülük yapanı affediyor; ama kendilerine büyük iyilik yapanı affedemiyor.
İlk duyduğunuzda haksız, hatta nankörce geliyor. Gençliğimde ben de öyle düşünürdüm.
Yaş aldıkça fikrim değişti. Çünkü meselenin yalnızca yapılan iyilik olmadığını, o iyiliğin insan ruhunda bıraktığı izin de önemli olduğunu gördüm.
İyilik Tek Bir Şey Değil
“İyilik” dediğimiz davranışın arkasında birbirinden çok farklı niyetler olabilir.
Kimisi yardım etmeyi karakterinin ayrılmaz bir parçası olarak görür. Başkasının sıkıntısını görünce elini uzatmadan duramaz. Hesabını yapmaz; vicdanı onu harekete geçirir.
Kimisi dini bir vecibe olarak görür. Yardımı Allah’ın rızasını kazanmanın yollarından biri sayar. Teşekkürü insanlardan değil, Yaradan’dan bekler.
Kimisi ahlaki bir sorumluluk hisseder. Güçlü olanın güçsüzü koruması, imkânı olanın olmayana destek vermesi gerektiğine inanır.
Kimisi ise daha pragmatiktir: “Bugün ben sana destek olayım, yarın benim ihtiyacım olduğunda sen de yanımda olursun.” İnsan ilişkilerinin önemli bir bölümü zaten karşılıklılık üzerine kuruludur.
Ama iyiliğin daha az konuştuğumuz bir yüzü de var.
Bazıları iyilik yaparak nüfuz inşa eder.
İnsanları kendisine bağlamak, minnet üretmek, sadakat satın almak ister.
Siyasette bunun sayısız örneğini görürüz. Makamlar, ihaleler, kadrolar, imtiyazlar, ayrıcalıklar bazen kamu yararından çok, etrafında kendisine borçlu hisseden insanlar oluşturmak için dağıtılır.
Eski Osmanlı’daki “ulufe” yalnızca askere verilen maaş değildi; dönem dönem siyasi sadakatin araçlarından birine de dönüşebiliyordu. Bugün dünyanın birçok ülkesinde patronaj siyaseti farklı isimler altında yaşamaya devam ediyor.
Şirketlerde de durum çok farklı değil.
Bazı yöneticiler ekiplerini liyakatten ziyade kişisel minnet üzerinden yönetmeye çalışır. Çünkü kendisine borçlu hisseden insanın daha kolay kontrol edilebileceğine inanır.
Oysa minnet üzerine kurulan sadakat sağlam değildir.
İlk ciddi fırtınada çözülür.
Yardım Alanın Görünmez Yükü
Yardım etmek kadar yardım almak da zordur.
Özellikle gururlu insanlar için.
Çünkü yardım yalnızca maddi veya manevi destek değildir. Beraberinde görünmez bir borç da getirebilir.
Paranın borcu hesaplanabilir. Vadesi vardır, ödenir ve kapanır.
Minnet borcunun ise ne miktarı bellidir ne de........
