İsrail, Kendi Ayağına mı Kurşun Sıkıyor?
İsrail küçük bir ülke ama büyük hedefleri var. Bölgenin en ileri ordusuna, nükleer caydırıcılığa ve uzun yıllar neredeyse koşulsuz sayılabilecek bir Amerikan desteğine dayanıyor. Arkasında her daim güçlü Yahudi diasporası da var.
Ne var ki bu gücün üzerine inşa edilen saldırgan tutum, sınırsız askeri genişleme politikaları ve Lübnan’dan İran’a, Suriye’den Yemen’e, hatta Katar’a, kadar istediği ülkeyi vurma “özgürlüğü” İsrail’i yüz milyonlarca genç ve öfkeli komşunun ortasında daha da yalnız bırakıyor.
Kısa vadede caydırıcı görünen bu yaklaşım, uzun vadede İsrail’in varlığını daha kırılgan hale getirecek.
İsrail’in nüfusu 10 milyon. Bunun 7,5 milyonu Yahudi, 2 milyonu Arap. Çevresindeki ülkelerde ise çok daha büyük kalabalıklar yaşıyor: 110 milyon Mısırlı, 89 milyon İranlı, 86 milyon Türk, 45 milyon Iraklı. Ne kadar ileri teknolojiye sahip olursa olsun, bu giderek büyüyen demografik uçurum İsrail için kalıcı bir stratejik dezavantaj. Peki 2035’e gelindiğinde İsrail kendisini nerede görmek istiyor;!daha ne kadar böyle devam edebilir, sürekli savaş içinde yaşayabilir mi bir on yıl daha?
Gazze’de tablo gerçekten iç karartıcı ve üzücü. Hiçbir şekilde haklı gösterilemez. Harabeye dönmüş şehirlerde işsizlik yüzde 65, genç işsizliği yüzde 90. Yoksulluk neredeyse evrensel. Yıkılan her ev, kaybolan her hayat sadece insani bir dram değil; aynı zamanda gelecekte güvenliği daha da imkânsız kılacak yeni bir öfke kaynağı.
2008’den bu yana İsrail Gazze’de sayısız operasyon yürüttü. Sonuç: 200 bini aşkın Filistinli ölü ya da yaralı, çökmüş bir altyapı ve iflas etmiş bir ekonomi.
Askeri üstünlük tartışmasız. Ama bu üstünlüğün maliyeti her geçen gün artıyor. Savunma harcamaları GSYH’nin yüzde 5’ini........
