Yeni yıl kararım: Bu yıl da hapse girmemeyi başarmak

Ben öyle çok iradeli bir insan sayılmam, o yüzden büyük ve iddialı yeni yıl kararlarından da uzak durmaya çalışırım.

Hep böyle durumlarda aklıma rahmetli Bülent Ecevit’in anlattığı bir öykü gelir.

Ecevit, 70’li yıllarda koalisyon ortağı MSP’nin Genel Başkanı rahmetli Necmettin Erbakan’a ardı ardına attığı fabrika temellerini sormuş, “Bunların hiçbirinin yatırım finansmanı yok, siz de biliyorsunuz” demiş. Erbakan’ın ona cevabı şu olmuş: “Ben o temelleri temenni mahiyetinde atıyorum.”

Ne bileyim, “20 kilo vereceğim”, “Sigarayı bırakacağım”, “Keman çalmayı öğreneceğim”, “Günde 10 bin adım atacağım” gibi kararlar, benim açımdan daha verildiği anda yerine getirilmeyeceği belli olan, belki sadece “temenni mahiyetinde” kararlar.

Ama bu yıl gerçekçi, uygulamaya kararlı da olduğum bir kararım var: Hapse girmemeye çalışacağım.

Esasında bu kararı uygulamak da çok zor.

Yanlış anlamayın, sadece benim için zor değil; hepimiz için, herkes için uygulanması zor bir karar bu.

Ne yaparsak hapse gireriz ne yapmazsak girmeyiz, bunu biliyor olsak aslında hiç mesele yok. Hapse girmekten kaçınabiliriz.

Ama sorun şu ki o ölçüleri bilmiyoruz.

Tabii haksızlık etmeyeyim tamamen bilmiyor, tamamen karanlıkta değiliz. Birini öldürürsem, hırsızlık yaparsam, uyuşturucu kaçakçılığına kalkışırsam vs hapse gireceğimi biliyorum. Bu anlamda klasik suçlardan kaçınmak esasen iyi vatandaş olmanın bir gereği zaten.

Ama ben ve aslında hepimiz sadece bu kuralları belirli alanda yaşamıyoruz.

***

1990’lı yıllarda Ahmet Altan, Milliyet gazetesinde ‘Atakürt’ başlıklı bir yazı yayınladı. Bu yazıyı yazdığı için de Milliyet’ten kovuldu.

Ben o sırada YeniYüzyıl isimli gazetenin hukuken de sorumlu yazı işleri müdürüydüm. Ahmet Altan’ın gazetesinden kovulması haberdi, bu haberi yaptık, yaparken kovulmasına neden olan yazıyı da haberin içine koyduk.

Bu yazıyı yayınladığımız için ben de Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandım. Bana göre yazıda suç unsuru yoktu. Yazıyı beğenmemek, içindeki fikirlere katılmamak elbette mümkündü ama yazı aslında bir fikir egzersiziydi, suç içermiyordu.

Savcılar böyle düşünmedi. Hızla hakkımda dava açıldı. Gazetenin patronu Dinç Bilgin bu sebeple DGM’ye gidip ifade vermek zorunda kaldı diye bana kızdı. Hakkımdaki dava da hızla sonuçlandı, mahkeme beni mahkum etti ama 5 yıl boyunca aynı suçu işlememem şartıyla hapse koymadı.

Bundan kısa süre sonra veya belki kısmen eş zamanlı olarak, Türkiye’nin dev yazarı Yaşar Kemal Almanya’da Der Spiegel dergisine Kürt sorunuyla ilgili bir makale yazdı. Biz de Yeni Yüzyıl’da bu makalenin tam metin çevirisini yayınladık.

Tabii hakkımda yine dava açıldı. Çünkü rahmetli Yaşar Abiye de yazı nedeniyle dava açılmıştı.

Beşiktaş’taki DGM binasında duruşma salonundan Yaşar abi çıkıyor, ben giriyordum. Mahkemesi Yaşar Abi’yi mahkum etti ve ona da “5 yıl boyunca aynı suçu işlemezsen bu suç ortadan kalkacak” kararı verdi, yani Yaşar Kemal’i hapse atmadı.

Ama benim durumum farklıydı. Ben aradan 5 yıl geçmeden aynı suçu işliyordum, mahkeme beni hapse mahkum etti.

Yargıtay cezamı onadı, ben de kendime cezaevi seçme sürecine girdim. Bizim Ragıp Duran daha yeni Saray Cezaevinden çıkmıştı, şimdi adını hatırlamadığım bir mafya babasının orada yattığını, onun salona futbol maçlarını canlı yayınlayan Cine5 dekoderli televizyon aldığını vs söyledi ve Saray Cezaevini tavsiye etti, “Bir tek kışları çok soğuk oluyor” dedi.

Ben de “tavsiye üzerine” gittim Kırklareli Saray Cezaevine, cezaevi savcısıyla sohbet bile ettim, yanından “Haftaya görüşürüz”........

© 10 Haber