Görürsünüz, PKK ve DEM Parti dün Suriye’de ne olduğunu da anlamazdan gelmeye çalışacak

“Gerçekçi ol, imkansızı iste!”

Bu, 1968 Fransa gençlik olaylarından bir duvar yazısı.

İnsan gençse bu sloganın çekiciliğine kapılabilir. Çünkü ilk bakışta isyanı dile getiren doğru bir söz gibi duruyor.

PKK, Suriye’de 2011’de iç savaş başladığında “imkansızı istedi.”

Keskin bir Makvelizm’le, Esad’la iş birliği yapmak dahil o imkansızı elde etmeyi de başardı.

Hakkını vermek lazım: Hem Irak sahasında hem de Suriye’de DEAŞ’la savaştı, bu tarihin gördüğü en vahşi örgüte direndi. Ona direnirken Batı dünyasının büyük sempatisini kazandı.

O sempati PKK’ya yarım da olsa bir meşruiyet, Amerikan ordusu ile işbirliği, Batı başkentlerinde tanınma, o güne kadar sahip olmadığı türden silahlara sahip olma imkanını getirdi.

Bunlar PKK açısından düne kadar hayal bile edilemez kazanımlardı. Suriye sahasının üçte birini, Amerika’nın onlar adına Arap aşiretleriyle yaptığı anlaşmalar ve ödediği paralar sayesinde kontrol eder hale geldiler.

Ama sanırım bu durum onların kendi güçlerini yanlış okumaya başlamalarının da başlangıcı oldu.

İlk büyük yanlış, yönettikleri “kanton”larda yarı devlet olmak anlamına gelen referandum yapmaya kalkışmalarıydı. Kısa süre içinde o “kanton”lardan en önemlisini, Afrin’i kaybettiler. Türk ordusu, yanında Suriye Milli Ordusu ile iki üç günde Afrin’e giriverdi.

Suriye’deki en büyük ve etnik olarak da en Kürt şehrini hangi hataları yüzünden nasıl kaybettikleriyle bir an bile yüzleşmediler. Tarih, sadece kendilerinin etrafında ilerliyor sanmaya devam ettiler.

Kobani’den Irak sınırına kadar uzanan, Türkiye sınırı boyunca bir koridor oluşturduklarını düşünüp pervasızca Türkiye’nin sınır kıyısındaki şehirlerine füzeler atmaya, top atışları yapmaya başladılar. “Arkamızda Amerikan desteği var, istediğimizi yaparız” diye düşündüler. Bir kez daha yanıldılar, Türkiye ordusuyla o koridora girdi, ortasından orayı ikiye böldü.

Büyük güçlerin oyunu söz konusu olduğunda kendi güçlerinin bir sınırı olduğunu yine anlamamayı seçtiler, imkansızı istemeye devam ettiler.

Nihayetinde Rusya, Ukrayna savaşı yüzünden Suriye’deki güçlerini çekince, üstüne İsrail Gazze savaşı sırasında Hizbullah’ı ve İran’ı darmadağın edince Esad rejiminin çökeceğini göremediler, oysa Türkiye ve Suriyeli muhalif güçler bunu gördü, HTŞ liderliğinde gidip Şam’a girdiler.

PKK’nın bu yeni duruma tepkisi, Batıyı Şam’a giren güçlerin radikal islamcı olduğuyla korkutmaya çalışmak oldu. Ne umuyorlardı bundan? Batı, Ahmet Şara’yı desteklemeyecek, bütün Suriye’yi “seküler” PKK’ya mı verecekti yani? Hayır, öyle olmadı. Ahmet Şara yönetimi örneğine az rastlanır bir hızla gerek Arap dünyası ve gerekse Batı, hatta........

© 10 Haber