menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eldeki yegâne araç çekiçse…

63 0
04.08.2026

Eldeki yegâne araç çekiçse…

Meşhur sözü bilirsiniz zaten ama ben yine de söyleyeyim: “Eğer elinizdeki yegâne araç çekiçse, bütün sorunlar size çivi gibi gözükmeye başlar…”

Bu sözü çok severim ve sık sık kullanırım, çünkü bana insan hayal dünyasının kısıtlılığını hatırlatır.

Güncel medya ortamı, ister istemez bütün toplumları atomize ediyor, yani minik minik parçalara ayırıyor. Bu sadece Türkiye’nin meselesi değil; dediğim gibi, bütün dünyada bu atomizasyon yaşanıyor.

Bu parçalanma içinde herkes kendini minik, sabun köpüğü bir gündemin değil; ulusal çapta gündemin parçası yapmaya uğraşıyor.

Sosyal medyanın kendi algoritmaları da bu çabayı gösteren insanlara ciddi destek veriyor; kavga çıkaranları, çığlık atanları öne getirerek onlara ulusal gündemin parçası olma imkânı yaratıyor.

Düne kadar aralarındaki entelektüel tartışmaları ilgiyle izlediğim bazı akademisyenlerin bile akademideki fildişi kulelerindense gündelik siyaset gündeminde önde olmak istemelerini, bütün dünyayı da sosyal medyada önlerine düşen şeylerden ibaret sanmaya başlamalarını dehşet içinde seyrediyorum.

Ama beni esas dehşete düşüren şey, sosyal medyada hemen hemen herkesin, herhangi bir tartışmanın bir noktasında mutlaka karşısındaki kişi için “Atın bunu içeriye” demeye başlaması.

En son aslında gayet entelektüel bir tartışma olan “Post-Kemalizm” ve “Post-Post-Kemalizm” tartışmasında bir kişinin “Bir an önce hapse atılması gerekenler” diye liste yaptığını görmek, benim şapkamın kafamdan uçmasına neden oldu.

Şöyle bir düşünecek olursak, ülkemizde epey bir zamandan beri en çok kullandığımız söz, “Atın şunu içeriye” cümlesinin çeşitli söyleniş biçimleri olmalı aslında.

“Yargılama tutuksuz olmalı, tutuklama peşin kesilmiş bir cezaya dönüşmemeli” diye........

© 10 Haber