Yalancı Freud

Geçen hafta Wilhelm Schmid’in “Seks Olmayınca” adlı kitabını bitirdim. Kitabı elime aldığımda, dürüst olmak gerekirse o klişe psikoloji kitaplarından birini bekliyordum. “Seks olmayınca insan mutsuzluktan evdeki bitkilerle mi konuşmaya başlıyor” şeklinde bazı öngörüler gelebilirdi mesela.

Fakat Schmid’in derdi bambaşka. Kitap boyunca aslında yatak odalarını değil, modern insanın o nevrotik, sürekli kaygılı ruh halini okuyoruz. Çünkü gerçekten absürt bir çağda yaşıyoruz.

Tarihin hiçbir döneminde cinsellik bu kadar “gözümüze sokulur” cinsten görünür olmamıştı. Telefonu açıyorsunuz algoritma size göz kırpıyor, dizi izliyorsunuz ana karakterler üçüncü dakikada kıyafetlerini fırlatıyor; reklamlar, sosyal medya, şarkılar… Her yer hormon kokuyor.

Ama işin asıl trajik kısmı şu: Tüm bu görsel şölene rağmen, bilim insanları insanlığın topluca bir “cinsel inzivaya” çekildiğini söylüyor.

İşte kitabın tam kalbindeki o şahane çelişki burada başlıyor. Her yerde seks var ama seks insanların gerçek hayatında giderek daha az yer kaplıyor.

Bu durum bana fena halde lüks spor salonu üyeliklerini hatırlatıyor. Hani hiç terlemeyen, koşu bandına sadece havlu sermek için yaklaşan ama ısrarla üyeliğini devam ettiren insanlar gibi.

Bu insanlar sayesinde Instagram’daki “6 haftada karın kası” videolarının izlenme sayıları milyarları buluyor. Demek ki neymiş? Bir şeye sürekli ekrandan bakıyor olmak, onu gerçekten yaşadığımız anlamına gelmiyormuş.

Institute for Family Studies (IFS) tarafından yapılan güncel araştırmalar, Amerika’da haftada en az bir kez cinsel ilişkiye giren yetişkinlerin oranının U’lerden 7’lere düştüğünü gösteriyor. Daha da garibi, 22-34 yaş arası genç yetişkinlerde hiç cinsel deneyim yaşamamış olanların oranı son on yılda neredeyse ikiye katlanmış durumda.

Yani dünya genelinde yatak........

© 10 Haber