Birbirine 125 km mesafede bir mezar ve kül dolu bir vazo |
Dün akşam Fatoş Pınar Türker’in Silivri’deki duruşmada söylediklerini okuyorum.
Aynı dakikalarda bütün WhatsApp gruplarımdan bu konuşmanın içeriği geliyor.
Çocukları ile tehdit etmişler.
Gözaltındayken soymuşlar.
Bir demir kafes içinde, elleri kelepçeli 8 saat başka bir şehire götürülüp
getirilmiş.
Vicdanlı bir insanı ağlatacak cümleler…
Daha önce de dinlemiştik böyle şeyleri
Böyle şeyleri daha önce de dinlemiştik.
27 Mayıs darbesinde, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta…
FETÖ dönemi Silivri’sinde Nedim Şener’in kızına yapılanlar mesela…
Hepsi birbirine benzer tanıklıklardı.
Çok canım sıkıldı, Netflix’e girdim.
Daha önce seyrettiğim bir belgeseli yeniden gösterime sokmuşlar.
Adı “Victor Jara: Stadyumda katliam…”
Bugünü unutmak için dünü seyretmeye başladığım an 56 yıl geriye döndüm.
20 Temmuz 1970 günü mutlu bir Cumhuriyet çocuğuydum
20 Temmuz 1970 günü Paris’e ayak ilk bastığımda 23 yaşında, sol düşünceli, mutlu bir Türk genciydim.
Hayatımda ilk defa uçağa biniyordum ve ilk defa yurt dışına çıkıyordum.
İzmir’de Kahramanlar mahallesinde matbaa işçisi bir babanın oğlu olarak doğmuştum.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, beni İzmir’in devlet okullarında, sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nda bedava okutmuştu.
Şimdi aynı devlet bana burs vererek, Fransa’da doktora yapmaya gönderiyordu.
Böyle bir Cumhuriyetin şanslı çocuğuydum.
İlk oyumu kullanmış ve o ilk oyumu İşçi Partisine vermiştim
Ülkemde bir yıl önce seçim yapılmış, ilk defa oy kullanmış ve oyumu Türkiye İşçi Partisi’ne vermiştim.
Ülkem, 1960 darbesinin yaralarını sarmaya başlamış, sol partilerin de seçime girebildiği bir demokrasiye kavuşuyordu.
Fransa 2 yıl önce 68 Mayıs’ını yaşamış, bir özgürlükler ülkesiydi.
“Doğru zamanda, doğru yerdeyim” diye düşündüğüm günlerdi.
4 Eylül 1970 hayatımda çok mutlu bir gün
Paris’e ayak basmamdan 4 ay sonra bizleri mutlu eden tarihi bir gelişme daha olmuştu.
4 Eylül 1970 günü Şili’de yapılan seçimleri sosyalist Salvador Allende kazanmıştı.
3 yıl önce Che Guevara öldürülmüştü.
Latin Amerika solu hala yastaydı, bu kıtada silahlı devrim yoluyla iktidara gelme umutları darmadağın olmuştu.
Şimdiye benim açımdan harika bir şey oluyordu. Bir sol lider seçimle, halkın oyları ile başkan seçiliyordu.
Venceremos kelimesinin ‘Kazandık’ olduğu gece
Latin Amerika’nın en coşkulu sloganı “Venceremos”, yani “Kazanacağız” sloganı, gelecek zaman kipinde bir umut olmaktan çıkıp, “Kazandık” gibi bir gerçeğe dönüyordu o gece.
Santiago sokakları yıkılıyordu.
Paris’in hala 68 ruhunu kaşıyan sokakları ise daha fazla yıkılıyordu.
Victor Jara’nın adını ilk defa o gece işittim
Victor Jara’nın adını ilk defa o gece, sokakta işittim.
Zülfü Livaneli sürgüne gitmemişti, ama Victor Jara sanki onun da habercisi gibi Şili’yi bir ucundan ötekine dolaşıyordu.
“Te Recuerdo Amanda” şarkısını da ilk defa o gece, sokaktaki insanların ağzından dinledim.
“Seni Hatırlıyorum Amanda” diyordu…
Yağmurda fabrika işçisi sevgilisine koşan kız
İnsana ilk bakışta bir aşk şarkısı izlenimi veriyordu.
Bir yıl önce yazmıştı bu şarkıyı.
Amanda adında bir kadın, yağmurlu bir sokakta koşarak fabrikada çalışan sevgilisi Manuel’i görmeye gidiyordu.
Aslında işçi sınıfının hayatını, sevgilerini anlatan olağanüstü bir şarkıydı…
Aynı günlerde Şili’nin iki öteki grubunun şarkılarını da öğrendik.
Quilapayun ve Inti- Illimani…
Şiddete ve silahlı mücadeleye inanmayan bir gencin mutluluğu
Allende’nin seçimle iktidara gelmesi, silahlı hareketlerden, şiddetten hiçbir zaman haz etmeyen, kabul etmeyen genç solculuğuma o kadar iyi gelmişti ki…
Stalinist solcu arkadaşlarıma karşı haklı çıkmanın gururunu da taşıyordum.
Bütün bunlar da o barışçı ve halkın oyu ile iktidara gelen insanların müziği gibi geliyordu bana…
O yıl Crosby, Stills, Nash&Young’ın “Deja Vu” albümü çıkmıştı.
Müzikte 1960 BritPop dönemi bitiyor, Los Angeles’in Laurel Canyon çocukları Rock müziği içimizdeki değişim arzusunun bayrağı haline getiriyordu.
Ardından o uğursuz 11 Eylül 1973 günü geldi
Sonra birden her şey değişmeye........