menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2026’da beden ve akıl sağlığınızı korumak için neler yapma(ma)lısınız?

15 0
04.01.2026

Her yeni yıla girerken, medyada gelenek haline gelmiş yazılar yayınlanır. Sözüm meclisten dışarı, bunların içinde en sık karşımıza çıkanlar sağlıkla ilgili olanlardır: Beden ve akıl sağlığının gerekleri olarak doğru beslenme, kaliteli uyku, stresten uzak durma, yürüyüş ve egzersiz, zihni çalıştırma, sosyalleşme tavsiye edilir.

Bu tür yazılar bütün dünya medyasında kullanılmakla beraber, çoğu, ABD ve Avrupa’da üretilir, tercüme yoluyla tüm dünyaya yayılır. Böylece her ülke insanına benzer tavsiyeler verilmiş olur. Oysa ülkelerin, hatta ülke içinde farklı kentlerin, yörelerin koşulları farklıdır, insanlarının yapısı değişiklik gösterir.

Yeni yıla girerken, ben de sizlere, tamamen Türkiye koşullarına uygun, insanımızın hasletlerini dikkate alan, sosyal, tarihsel ve fiziksel genetiğimize uygun bir “beden ve akıl sağlığı rehberi” hazırladım. İşte tavsiyelerim:

Yürümek en temel spor. Ama ülkemizde öyle basitçe yürüyemezsiniz. Kentte yaşıyorsanız spor için yürümek bir yana, bir yerden bir yere gidebilmek için dahi birden fazla sporun temel hareketlerini bilmeniz gerekir.

Örneğin, halkımızın büyük kısmı alışverişini yürüyerek yapar. Bu da bir nevi spor olarak düşünülebilir. Öyle ya, evden çıkıp alış-verişe serbest stil yürüyerek gidiyorsunuz; dönüşte aynı mesafeyi iki torba dolusu ağırlıklarla kat ediyorsunuz.

Ne yazık ki, ülkemizde, insanların güvenle yürüyeceği, düz, kırıksız-döküksüz, tamamen yayalara ayrılmış kaldırımlar bulunmaz. İnşaat iskeleleri, çukurda kalmış dükkanların merdivenleri, kuryelerin hareket halindeki motosikletleri, caddeden gitmeye korkan iki tekerlekli “skutır”lar, dükkanının önü babasının malı olduğu için “çıkma” yapan esnafın tezgahı, köşeye konuşlanmış el arabalı satıcı, belediye izinli “cafe” masaları, park edilmesin diye konulan beton “baba”lar, çifte telli oynayan zemin taşları, Erzurum barına heveslenen bordür taşları, üstünkörü kapatılmış çukurlar, etrafında inşaat demirine tutturulmuş “koruyucu” kırmızı-beyaz şeritleriyle kapatılmamış çukurlar, taze dökülmüş beton ve üstüne basılmasın diye kaval kemiği hizasına yerleştirilmiş briket üstü kalas…

“Engelli yürüyüş” ile slalom arası bir spor olan “çarşıya gitmek,” esnek, kıvrak hareketler, temponun doğru ayarlanması ve arkadan/karşıdan gelene azami dikkat gerektirir. Dar kaldırımda iki kişinin yan yana geçebilmesi için bazen bordür taşı üstünde denge hareketlerini başarıyla yapabilmek şart olur. Bir an için caddeye inmek zorunda kalırsanız, üç adım atıp aynı çeviklikle yamuk-yumuk kaldırıma geri çıkmalısınız. Caddedeki araç kalabalığının öngörülemez hareket tarzının yaratabileceği hayati tehlikeliyi daima göz önünde bulundurmalısınız. Öte yandan, kaldırımdaki en küçük bir dikkatsizlik de sakatlanmayla sonuçlanabilir. Ayak burkulması, diz/dirsek dağıtma, bilek kırma, yüz üstü kapaklanma başınıza gelebilecek en basit sakatlıklardır.

El âlemin mahalle arasında bir-iki futbol sahası büyüklüğünde ortak kullanıma açık yeşil alanları, hemen her ilçede bakımlı parkları, çiçek bahçeleri, korulukları vardır. Bizde mendil kadar yeşilliğe müteahhidin biri göz diker, ilçe başkanını, il başkanını araya sokar, belediyenin kapısını aşındırır, imar planını değiştirtir; allem eder-kallem eder, çukuru kazar, kalıpları diker, betonu döker. Şehir içinde betonun sürekliliği esastır… Yeşil dediğin dağdır, bayırdır…

Hal böyle olunca, yürümek için, bir taşıt aracına binip bir yerlere gitmek, sonra da aynı şekilde eve dönmek kaçınılmaz olur. Artık ormana mı kaçarsınız deniz kıyısına mı, araba mı kullanırsınız toplu taşıma mı, sizin bileceğiniz iş… Her durumda, stresten kurtulmak için strese girmek şart.

O yüzden, yürümeyin! Hele kent içinde, asla!

Taşıt araçlarından bahsetmişken, hemen ikinci uyarımızı yapalım. Akıl sağlığınızı korumak istiyorsanız, araba kullanmayın. Kadınlar dahil olmak üzere, normal hayatta ağzına küfür almayan insanların, trafikte ana-avrat düz gitmelerine bakarsak hem araba kullanıp hem akıl sağlığını korumanın mümkün olmadığı sonucuna rahatlıkla varabiliriz.

İlk ehliyet aldığımda, trafik kurallarını öğrenmek için canhıraş bir çaba sarf ettiğimi hatırlıyorum. Direksiyon başına geçtiğimde de bu kuralları uygulamak için… Aradan zaman geçince bunların son derece gereksiz olduğunu kavradım. Bir kere, çalışmamız için hepimize farklı bir “Trafik Kuralları Kitabı” verilmişti.........

© 10 Haber