Sayan Dünya
İstanbul’da trafik ışıklarından önce, kavşakların ortasına yerleştirilmiş, “zıvana” denilen, metalden yapılma “variller” ve onların içinde de beyaz kolluklar takmış birer trafik polisi vardı.
Güneşin, karın altında bütün gün orada düdük çalarlar, el kol hareketleriyle akışı düzenlemeye çalışırlardı.
Ama çoğu zaman o akış, o düdükleri işitmez gibi, keşmekeşin içinde bir yol bulur, kavşağı geçer yola devam ederdi.
Bazı sürücüler ise polisi hepten umursamaz, kendi bildiğini okurdu.
Memur varilinin içinde çaresiz dikili dururdu.
Yetkisi belki vardı ama etkisi yoktu.
Sonra arada sırada bildik bir sahne yaşanırdı:
Zıvananın içinde sıkışmış polis, bir an gelir, şapkasını hışımla yere çalar, ter içinde, öfkeyle düdüğünü üflerdi.
Ama akan trafik onu çoktan yok saymış olurdu.
“Zıvanadan çıkmak” deyiminin, bu sahnenin insanı hafifçe gülümseten tarafına yaslanıyor olduğu söylenir.
Ama aslında olan, sadece bir sinir taşması değildir, düzenin, düzen kurma iddiasının elinden kayıp gitmesidir:
Düzeni sağlamakla görevli birinin, düzensizliğin içinde gülünçleşen, çaresiz bir figüre dönüşmesi.
Adında “dünya ve sağlık” kelimeleri olan bir kurumun, dünyanın sağlığıyla ilgilenmek yerine, inanılmaz bir savaşın art yaraları sayması bana, bugün trafiği geçin yönetilmeyi, durma noktasına gelmiş şehrimizin bu nostaljik görüntüsünü hatırlattı.
Bu, bir uluslararası örgütün var olma amacı ve şimdi yaptıkları arasındaki bir çelişkiyi geçiyor.
Bir dönemin bittiğine dair bir yeni bir durum bence.
Dünya Sağlık Örgütü artık bir şifa mercii olarak değil, bir kayıt memuru gibi konuşuyor.
Tedros Adhanom Ghebreyesus’un cümleleri, kurumunun adına uygun bir müdahale haberi olmayıp, bir bitiş’in bilgisini taşıyor.
Kaç hastane vuruldu, kaç sağlık çalışanı yaralandı, kaç insan öldü…
O örgütte bunlar sayılıyor.
Çünkü artık iyileştirme iddiası geri çekildi. Son ölüm sahnesine tanıklık oynanıyor.
Gelinmiş bu nokta, bir kurumun yetersizliğini aşan bir şey.
Bir kavşağın ortasında kalmış bir insanın, bir........
