Edep, Özen ve Boş Laflar

“Edebiyat” kelimesinin özü “edep”. Arapça adab kelimesi.

Yani sanıldığı gibi yalnızca “yazın sanatı” demek değil.

Her şeyi özünden saptıran bakış, “edep”in ahlaki anlamını geri çekip dili kullanma, söz söyleme becerisini öne çıkarıyor.

“Edebiyat yapma” denir buna, ironiyle.

Oysa edep, “sahih olmayanı” güzel gösterme sanatı değil; “sahih olanı” incitmeden söyleme biçimi.

Edebiyatın “edep” kökü, belki de sözü süslemekten önce, söze karşı dürüst olmayı hatırlatmalı meraklılarına.

Çünkü “Edep” ile “hakikat” arasında da bir bağ var.

İsteyen, gerçekle bile bile kafasına göre oynayıp sonra bunu fiyakalı bir üslupla sunabilir.

Ortada edebî bir maharet olabilir ama edebin özü eksilmiştir.

“Edebiyatın özünü tek kelimeyle söyle” deseler, “özen” de denebilir.

Başta “kendinin farkında olmak”.

Sadece güzel söze değil; kendine, insana, hayata, hakikate gösterilen yorucu özendir, Edebiyat.

Gençliğimde “Eytişimsel özdekçilik” ağır ağır yerleştirilecek bir söz gibi duruyordu bir ara.
Eğlence mevzuu olmadan önce birkaç entelektüel ciddi ciddi kullandı da.

Anlamını tam olarak bilmeseniz bile, sesindeki ağırlık ona bir düşünce sistemi havası veriyordu. 🙂
O zamanlar herkes solcuydu.

Bugün kullananı sıfır!

Ama evelallah, yenileri yine bol.

Mesela, bana bir zihniyetin tipik örneği hissi veren “ Bağlantısal”, “Yaşamdaşlık” gibi kelimeler var.

Eytişimsel özdekçilik’ten haberleri var mıdır onların, bilmiyorum; bir iki kişi o kelimelerin peşinde.

Bir kere bir yerde rastlamış, kelimelere yabancı olmayan biri olarak gülümsemiştim. Vatandaşlıktan esinlenerek yapılmış bir “buluş” olduğu besbelliydi.

“Vatandaş! Türkçe konuş!” höt zötünü bilirim.

Bu da sanki:
“Yaşamdaş! Hoş ve boş konuş!”
demek istiyor.

Bulan herhalde çok sevinmiştir.

Aynı otobüste, aynı sıcakta, aynı sarsıntının içinde bulunan insanları, hatta çiçek-böcek bütün varlıkları topluca kapsayacak bir ad bulunmak istenmiş gibi duruyor.

“Tok açın hâlinden........

© 10 Haber