Dediğimiz Dedik, Çaldığımız Düdük mü?
Acaba birlikte yaşamak eskisinden daha mı zorlaştı?
Bildiğini okuyarak birbirinden kopuyor insanlar.
Herkesin okuduğu bir bildiği var tabii.
Ama okunacak başka şeyler de var.
Çalınan düdüğün sesi, bunun kabulünü güçleştiriyor.
Bunu büyük siyasi tartışmalardan önce, gündelik hayat hissettiriyor.
İletişimin durumunu, bir konuşmanın ne kadar çabuk sertleştiğinde, en küçük fikir ayrılığının nasıl kişisel bir meseleye dönüştüğünde, insanların birbirini anlamaktan çok birbirine cevap vermeye çalıştığında görmek mümkün…
Belki de sorun, aynı fikirde olmamamız da değil.
Belki ortak bir zemini yavaş yavaş kaybediyoruz.
Eskiden bizi bir arada tutan şeyin sadece kanunlar ya da kurumlar olmadığını düşünürdüm.
Yazılı olmayan bazı kabuller vardı.
Bir sözün ağırlığı, bir ayıbın mahcubiyeti, bir haksızlığın rahatsızlığı…
Vicdani sıkıntılar diyelim.
Bunların hepsi, görünmeyen ama hissedilen ortak değerlerdi.
Bugün başka bir duygu öne çıkıyor.
İnsanlar değerlerinden vazgeçtikleri için değil, onları konforlarıyla tartmaya başladıkları için endişeleniyorum.
Çünkü şüphesiz her insanın zaafları vardır. Bazen küçük bir kişisel........
