CHP Liderliğinde Yaşanan Regresyon mu, Aslına Dönüş mü? |
Psikolojide “regresyon”, bireyin yoğun baskı veya stres altında daha önceki davranış örüntülerine yönelmesi olarak tanımlanır.
Son dönemde CHP çevresinde yaşanan tartışmalar, bu kavramın siyasal bağlamda da değerlendirilmesini akla getirmekte.
Ancak burada temel bir soru ortaya çıkmaktadır:
Gözlemlenen durum gerçekten bir regresyon olarak mı değerlendirilmelidir, yoksa uzun süre değişim olarak yorumlanan bir sürecin ardından daha kalıcı özelliklerin görünür hale gelmesi midir?
Bu ayrım önemli.
Çünkü regresyon genellikle ‘geçici bir geri dönüşü’ ifade eder.
Birey ya da kurumlar belirli koşullar altında eski alışkanlıklarına yönelebilir, ancak daha sonra farklı bir çizgiye tekrar geçebilir.
Buna karşılık, yaşanan gelişmeler kurumsal veya ideolojik eğilimlerin yeniden belirginleşmesi olarak yorumlanıyorsa, mesele geçici bir sapmadan ziyade “kimlik ve yönelim” tartışmasına dönüşmektedir.
Bu durumda seçmenin soruları da farklılaşabilir.
“Ne oldu da böyle oldular?” sorusunun yerini,
“Bu özellikleri zaten onlarda var mıydı?” sorusu alabilir.
Siyasal hayâl kırıklıkları çoğu zaman değişim girişimlerinin başarısız olmasından değil, değişim olarak algılanan süreçlerin beklenen dönüşümü üretmediğinin düşünülmesinden kaynaklanmaktadır.
Bu noktada CHP’nin yakın tarihine bakmak anlamlı olabilir.
Partinin geniş toplumsal kesimlerden destek aldığı son önemli siyasal başarı, Bülent Ecevit döneminde gerçekleşmişti.
Bu durum yalnızca Ecevit’in kişisel özellikleriyle açıklanamaz.
Aynı zamanda umut vaat eden belirli bir toplumsal söylem, temsil iddiası ve gelecek perspektifi de söz konusuydu.
Bugün ise dikkat çeken hususlardan biri, geleceğe yönelik yeni bir toplumsal anlatı üretmekten ziyade geçmiş siyasal mücadelelerin referanslarının yeniden öne çıkmasıdır.
........