Bu Dünya Nasıl Değişecek?: Uyumun Pedagojisi ve İhtimalin Daralması
Bütün ailelerde ne yazık ki az-çok yaşandığı için şunu herkes biliyor:
Yarışma üzerine kurulu bir düzen için, başından itibaren genç insanlar da bedeli çok ağır yarışmalarla yetiştiriliyor.
Bütün ailelerde ne yazık ki az-çok yaşandığı için şunu herkes biliyor:
Yarışma üzerine kurulu bir düzen için, başından itibaren genç insanlar da bedeli çok ağır yarışmalarla yetiştiriliyor.
Hem o çocuklar hem aileleri ağır bedelleri öderken, daha ilk sınavdan itibaren sistem zaten kazanmaya başlıyor.
Hiç değilse bunu görmek bir ‘erken kazanç’ olabilir mi?
Bir vakitler bizde liseyi bitirirken sadece derslerle ilgili sınavları geçmeniz yetmezdi.
Mezuniyet için ayrıca bir de “olgunluk sınavı”na girilirdi.
Bu sınavın adından hedeflenen kriter anlaşılabilir:
“Bu kişi öğrendikleriyle olgunlaşmış biri sayılabilir mi?”
Yani amaç, edinilmiş bilginin ezberini değil, bilginin ‘bütünsel kavranışını’ ölçmekti; bir öğrencinin üniversiteye ve toplumsal hayata hazır olup olmadığını görmek.
1940’lardan itibaren eğitim, yavaşça “olgun insan yetiştirme” fikrinden uzaklaşıp “sistem için eleman üretme” düzenine eklendi.
“İnsan Kaynakları Bölümü” bu değişimin bir ifadesidir.
Bu kayma elbette yalnız Türkiye’ye özgü değildi.
Dünyanın aynı yüzyılda yaşadığı “ideolojik hegemonya kapışmasının’ yerel tezahürüdür.
Düzen artık yalnızca ‘yurttaş’ değil, sürdürülebilirliğini taşıyacak, kapasitesi bu niyetle zorlanarak ‘yetiştirilmiş kadrolar’ istiyordu.
Eğitim bu isteğin dili oldu.
Yıllardır birkaç nesil bu yeni zihniyetin ‘saha personelleri’ olmaya hazırlandı.
Hatta bazı yeni yeni meslekler ‘baskın alanlar olarak’ öne çıktı.
Bir zamanlar ‘olgunluk’ denilen şey, bilginin davranışa, davranışın düşünceye karıştığı belirsiz bir eşiği işaret ederdi.
Bu alan zamanla daraldı.
Geriye kurslar, yerleştirme danışmanları, sınav puanları kaldı, sıralama........
