Kapalıçarşı’dan Sotheby’s’e uzanan bir hikâye
Geçenlerde bir hikâye dinledim.
Aslında hikâye demek biraz eksik kalır…
Biraz azim, biraz sabır, biraz da o bildiğimiz “içten gelen tutku” meselesi.
Selda Jewellery’nin hikâyesi.
Bir atölyede başlayan merak
Selda, bir kuyumcunun kızı.
Çocukluğu atölyede geçmiş. Babasının tezgâhının kenarında…
Hani bazı çocuklar oyuncakla oynar, bazıları izler ya… O izleyenlerden.
Elinde kâğıt kalem, sürekli bir şeyler çiziyor.
Çünkü bazı şeyler öğretilmez. İçinde vardır.
Hayat sadece atölye değil
Bir yandan da hayat devam ediyor.
Kızı milli tenisçi.
Yani bir yanda atölye, diğer yanda annelik.
İkisini aynı anda yürütmek…
Kolay değil.
Ama merak dediğin şey, kolay vazgeçilen bir şey değil.
Kapalıçarşı’da ustaların arasında büyüyor.
Sessiz, dikkatli, sabırlı.
Markaların doğduğu o an
Sonra bir gün…
Kendine ve kızına küçük takılar yapıyor.
Kolyeler, küpeler…
Ve klasik soru geliyor:
“Bunu nereden aldın?”
Aslında birçok markanın doğduğu an tam da burası.
Talep, tutkuyla buluşuyor.
Bir ürün değil, bir duruş
Selda Jewellery’yi sadece “takı markası” diye anlatmak eksik olur.
Daha çok bir duruş.
Hedef net: Güçlü, vazgeçmeyen kadınlar.
İlham kaynağı ise doğa.
........