İngiliz Pub’larının Bilinmeyen Yüzü
“İngiliz mutfağı diye bir şey yok.”
Bu cümleyi ilk ne zaman duydum hatırlamıyorum ama Londra’da her tekrarlandığında içimden sessizce gülümsüyorum.
Çünkü var.
Bağırmadan. Gösteriş yapmadan.
Ama kökleriyle, hafızasıyla ve karakteriyle var.
İş seyahatleri dışında yılım İzmir, Londra, Nice, San Francisco ve New York arasında geçiyor. Bu hafta yine Londra’dayım. Belirli bir plan olmadan, sadece keşfederek dolaşıyorum.
Son birkaç gün içinde birkaç farklı pub’a gittim. Öyle fotoğraf çekilip çıkılan turistik yerler değil; gerçek mahalle pub’ları. Ahşap kokan, şöminesi yanan, barın arkasında yıllardır aynı yüzün durduğu yerler.
Ve basit bir şeyi yeniden fark ettim:
Birçok kişi pub kültürünü yanlış anlıyor.
Pub sadece bira içilen bir yer değil.
Bir mahalle salonu gibi.
Bir kamusal oturma odası.
Zaten adı da buradan geliyor: public house.
Yani kamusal ev.
Orta Çağ’dan bu yana İngiltere’de insanlar burada buluşuyor. İş konuşuyor, dertleşiyor, âşık oluyor, tartışıyor, barışıyor. Bugün bile Londra’da pek çok iş ilişkisi toplantı odasında değil, pub masasında başlıyor.
Kravat gevşiyor ama ciddiyet kaybolmuyor.
Resmiyet azalıyor ama sözler tutuluyor.
Londra’daki Gastropub’lar
Modern gastropub anlayışı, geleneği rafine bir dokunuşla birleştiriyor.
Fulham’daki The Harwood Arms, Londra’nın Michelin yıldızlı tek pub’ı olarak mevsimsel İngiliz ürünlerini sıcak bir pub atmosferinde sunuyor. Kensington’daki The........
