We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

‘Mevcut iktidar bloku, Türkiye siyasi tarihinin en Atlantikçi ve Batıcı blokudur’

2 16 5
23.02.2018

ABD yönetimi ile Türkiye arasında yeni uzlaşma hamlelerinin hemen ardından Suriye ordusuna bağlı milis güçlerinin PYD/YPG ile çerçevesi henüz netleşmeyen uzlaşma ile Afrin'e girmesinin sahadaki duruma yansımaları tartışılıyor. Doğrudan Şam'daki hükümetin muhatap alınmasında ısrar eden Rusya, ‘arabuluculuk' konumunu sürdürürken, bu yeni durumun Türkiye-ABD uzlaşmasını ve Afrin harekatını nasıl etkileyeceği soru işaretleri yaratıyor.

Karmaşık tabloyu Marmara Üniversitesi'nden Doç. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

‘SURİYE İLE TÜRKİYE ARASINDA DOĞRUDAN TEMAS KAÇINILMAZ'

Barış Doster'e göre Türkiye ile 911 km sınırı bulunan ve Astana, Soçi süreçlerinde egemenliğini Türkiye tarafından da savunulan Suriye ile doğrudan temas kaçınılmaz:

"Başından beri biz hep şunu savunageldik: Eğer Suriye'yle 911 km sınırımız var ise araya kimseyi sokmadan ne batıdan ne doğudan, ne Atlantik'ten ne Avrasya'dan kimseyi sokmadan, Ankara ve Şam'ın doğrudan, aracısız temas kurması gerekiyor. İkinci olarak gelinen noktada Türkiye eğer sıklıkla, hem de en yetkili ağızlardan Suriye'nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği ve siyasal birliğinin garantörü olduğunu söylüyorsa, bunu hem ikili hukuka hem komşuluk hukukuna hem önceliklerine hem de Astana sürecine dayandırıyorsa bunun gereği olarak da iki ülkenin doğrudan temas kurması gerekir. Üçüncüsü, her iki ülkenin de hem siyasi öncelikleri hem tehdit algıları hem sahada bizzat silahlı kuvvetleriyle vermekte olduğu mücadele gelinen bu aşamada iki ülke arasında doğrudan teması kaçınılmaz kılmaktadır."

‘ŞAM'IN DAHA GENİŞ ALANLARI HÜKÜMRANLIĞINA KATMASI TÜRKİYE İLE DOĞRUDAN TEMASI KAÇINILMAZ KILACAK'

Doster'e göre 2011'den beri ciddi düşmanlarla savaşan ve savaşmaya devam Şam, bir de Türkiye'yle doğrudan bir sıcak çatışmayı kendince doğru bulmaz. Doster ayrıca Türkiye'nin siyasi ve askeri öncelikleriyle birlikte Şam'ın kendi ülkesinde daha geniş alanları hükümranlığına katmasının iki ülke arasında doğrudan teması kaçınılmaz kılacağı görüşünü dile getirdi:

"Şam eğer 2011 Mart ayından beri bu kadar ciddi düşmanlarla, ABD emperyalizmi ve onun bölgesel müttefikleriyle —2-3 yıl öncesine kadar Türkiye de o blok içerisindeydi aktif olarak- dövüşüyorsa kaçınılmaz olarak düşman sayısını arttırmak istemez. Zaten şu anda çarpıştığı yeteri kadar bölge varken, kendi ülkesinin tamamında tam anlamıyla hükümran değilken, Şam bir de Türkiye'yle doğrudan bir sıcak çatışma içine girmeyi kendince doğru bulmaz. Bu, işin Şam cephesi. İkincisi, Rusya'nın da başından beri Ankara'nın Şam ile doğrudan temas kurmasını istediği, hatta muhtemelen Şam'ın bu konudaki kimi fevri çıkışlarını da daha baştan engellemek için çaba harcayacağı muhtemeldir. Bu aşamada artık inisiyatif eğer Türkiye'nin elindeyse Türkiye'nin de şimdiye kadar yaptığı hataları yapmaması, meseleyi kişileştirmemesi, duygusallaştırmaması, o güzel Anadolu deyimiyle 'eteğindeki taşı döküp' Şam ile........

© Sputnik Türkiye