We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hakikati beklerken…

18 67 17
14.06.2018

Kurumuş bir ağaç, kır yolu ve gün ışığı. Ve yırtık pırtık kıyafetleriyle Estragon ve Vladimir. Yani Gogo ve Didi. Samuel Beckett’in 1948 yılında kaleme aldığı “Godot'yu Beklerken” adlı tiyatro eserinden bahsediyorum.

İzleyenler bilir. Vladimir, düşünsel yanı ağır basan bir kişilik. Zihin de diyebiliriz. Estragon ise insanın güdüsel yanını yansıtan bir tipleme. İnsani değerlere kafa yormaz. Aklı midesinde ya da ayaklarındadır. Bu ikilinin yaptığı en iyi iş ise, beklemek. Nasıl birisi olduklarını bilmedikleri Godot’yu beklerler.

Gelmeyeceğini bildikleri halde beklemenin, umudun, tükenişin, didişmenin, çaresizliğin, sürüklenişin yalnızlığın ve tedirginliğin öyküsüdür bu. Umutsuzluğu sığınak yaptığımız bir zamanda beklemenin duruluğu, insan kalışımızın da ayrıca bir yansımasıdır bana göre.

Dünyada bulunma nedenini, kendi muammasını henüz çözemeyen insanoğlu, bu telaşını bir türlü üzerinden atamadı. Beklemekten başka çare yok mu? Dünyadaysan bunu çaresi yok. Beklemek. Yaşamın eksik, tutunamayan kişilerine mahsus bir kader midir?

Gelmeyeceğini bildiğiniz halde Godot'yu beklersiniz. Bir ümit gelmesini dilersiniz ama o hiç gelmez. Siz yine de beklersiniz. Sancıyla bir ara “sadece bizi gördüğünü söyle o bile bize yeter” dediğimiz tükenme noktasına gelirsiniz. Ama o gelmez. Yine de beklersiniz. Eğer beklemeyi göze almışsanız güdülerinizle çatışma halinde olsanız da beklersiniz.

“Neyin var senin? Mutsuzum. Ne zamandan beri? Unutmuşum. Gelmeyecek. Beklerken kendimizi asalım mı?........

© Milat