We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Her şeye rağmen kitabı savunmak için: Dipnot Yayınları

0 15 101
12.07.2018

"Ankara artık kitabevlerinin yanı başında insan hakları heykelinin polis barikatıyla kapatıldığı, muhafazakâr, otoriter bir taşra şehri durumunda."

"Bizim önceliklerimiz arasında Türkiye’de öteki olarak yaşayanlar, Kürtler, Aleviler, kadınlar, LGBTİ’ler, mülteciler, ezilen sınıflar… özel bir yere sahip."

"Memleketin olağanüstü hâlle yönetildiği, yazarlarımızın KHK ile işten atıldığı, gazetecilerin hapishanede olduğu bir ülke manzarası var karşımızda. Biz yayıncı olarak hedeflerimize yaklaştıysak da, eleştirel bir yayıncılığın mümkün olup olmadığı sorularının sorulduğu bir memlekette yaşıyoruz şimdi."

"Seher’in yayımlanma sürecinde zincir mağazaları ve kimi kitabevlerin sansürleriyle karşılaştık. Birçok zincir mağazanın çok satanlar listesinde olmasına rağmen, çok satanlar bölümüne koymamaları, kimi kitabevlerinin isteyen okura kapalı dolaptan çıkarıp vermesi, kimilerinin kitabı almayıp ama okur isteyince biraz önce tükendi yalanları söylemeleri vs."

"Fuarlar bugün büyük tekel firmaların, bankaların ve orta büyüklükte yayıncıların kontrolünde olan; yazar-yayınevi-okur buluşmasından daha çok, firmaların para kazanmak için birbirleriyle yarıştıkları bir satış panayırı olmuş durumda."

Evet, yukarıda okuduklarınız içinde olduğumuz durumu, onların yayıncılık dünyasındaki duruşunu ve derdini özetliyor ama elbette daha fazlası var. Yayıncılık dünyamızı konu alan ve bağımsız, alternatif yayınevlerine odaklanan söyleşi dizimizin beşinci konuğu Dipnot yayınları ve Genel Yayın Yönetmeni Emirali Türkmen.

Ben bu kez "Ankara'da yayıncı olmak"la başlamak istiyorum sohbete... Bir zamanların uğrak mekânları olan kitabevlerinin, yayınevlerinin artık olmadığı bir Ankara'da yayıncı olmak...

Yayınevleri ve kitabevleri üzerine konuşulurken, Ankara’nın, kitabevleriyle iddialı olduğu söylenir hep. 1970’li yıllardan beri böyledir bu. İstanbul ise yayıncılığın başkenti olarak anlatılır. Ama eskiden beri Ankara’da küçük de olsa yayıncılık hep olmuştur. Yine de kitabevleri her zaman daha baskındır. Kitapla haşir neşir olan Ankaralılar için 80’lerin ikinci yarısına kadar Zafer Çarşısı fenomeni vardır. Yolu Ankara’ya düşmüş bütün yazarların, okurların, Ankara’da üniversite okumuş öğrencilerin anılarında bir kitabevi hikâyesi hep vardır. Kitabevlerinin önü, sabit randevu mekânlarıdır burada. Ama maalesef hızlı bir biçimde değişiyor bu; kültür ortamları, mekânları olan küçük bağımsız kitabevleri kapanıyor. Yayıncılık sektörünün tekelleşmesiyle paralel diğer birçok şey de olduğu gibi işliyor bu süreç. Kültürel hayatın giderek daha da muhafazakârlaştığı, piyasa kültürünün her şeyi belirlediği bir ortamda okur olmanın değerinin bir hayli düşük olduğu malûm. Mevcut okur profilinin de büyük AVM’lerdeki “kitapçıların” şatafatını geleneksel kitabevlerine yeğlediği göz önüne alındığında bu sonuç kültürel hayat açısından bir kayıptır, ama artık AVM’lerde zincir mağazalar rüzgârı esiyor.

Sizce taşra mı Ankara?

Taşra denince… Merkezin periferisinde, ötelenmiş, olanaksızlıklarla malûl bir yer geliyorsa da ilk elden akla, büyük şehirlerin ihmal ettiği, insana mahsus pek çok güzelliği de içerir. Gelgelelim Ankara eskilerin bu güzel taşrası da değil artık. Melih Gökçek’in 25 yıl boyunca yönettiği bir şehirde Ankara’ya taşra bile demek hafif kalıyor sanki. Ankara artık kitabevlerinin yanı başında insan hakları heykelinin polis barikatıyla kapatıldığı, muhafazakâr, otoriter bir taşra şehri durumunda.

2000 yılından, yani Dipnot'u kurmadan önce neler yapıyordunuz?

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte, yayın sektöründe önemli değişimler yaşanmıştı. Darbe sonrasında, yayıncılık/ dağıtımcılık/kitapçılık açısından oluşan birikimler büyük oranda tasfiye edilmiş, yayıncılık tarihinde bir sayfa kapanmıştı. Bununla birlikte, 83-84 yılarında başlamak üzere yeni bir yayıncılar kuşağı oluşmaya başlıyordu. Bugün faaliyete olmayan, o zaman da ağırlıklı olarak üniversitelerden ayrılan hocaların muhiti olan, onların yaptığı çevirilerle yürüyen Ankara’daki Verso Yayınları bu kuşağın temsilcileri arasındadır. Benim de yayıncılıktaki ilk durağımdı. Daha sonra ise uzunca sayılabilecek bir dönem yayıncılık hikâyemin ikinci durağı olan İletişim Yayınları’nda geçti. Son on beş yıldır da Dipnot’ta başka bir şey yapmaya çalışıyoruz.

Memleketin olağanüstü hâlle yönetildiği, yazarlarımızın KHK ile işten atıldığı, gazetecilerin hapishanede olduğu bir ülke manzarası var karşımızda. Biz yayıncı olarak hedeflerimize yaklaştıysak da, eleştirel bir yayıncılığın mümkün olup olmadığı sorularının sorulduğu bir memlekette yaşıyoruz.

Amacınızı "yaşadığımız dünyada toplumsal süreçleri belirleyen eşitsizlikçi-tahakkümcü sistemlerle arasına eleştirel bir mesafe koymayı niyet edinmiş metinleri yayımlamanın yanı sıra, daha eşit, daha adil, daha özgür bir yarının bilgisini bugünden kurmak ve yaşamda karşılıklarını üretmek yolunda çaba harcayan yazar ve okurların buluştuğu bir yayın pratiği olmak"la açıklıyorsunuz. Kurulduğunuz dönemden bugüne bu amaçlara ulaştığınızı ya da en azından yakınlaştığınızı düşünüyor musunuz?

Kuruluş sürecinde kendimizi tarif etmek için yazdığımız, sizin de alıntıladığınız metindeki meramımızı yayımladığımız kitaplarla büyük ölçüde gerçekleştirdiğimize inanıyoruz. Dünyayı, olguları eleştirel sol optikten gören yerli ve yabancı yazarların eserlerini içerdik kataloğumuzda. Bizimle aynı yerde duran okurun da ilgi odağı olmayı başardık. Gelgelelim, bugün memleketin kültür-sanat, düşünce ortamının içinde bulunduğu duruma bakınca bu çizgide direnmek daha büyük bir anlam kazanıyor bizim için. Memleketin olağanüstü hâlle yönetildiği, yazarlarımızın KHK ile işten atıldığı, gazetecilerin hapishanede olduğu bir ülke manzarası var karşımızda. Biz yayıncı olarak hedeflerimize yaklaştıysak da, eleştirel bir yayıncılığın mümkün olup olmadığı sorularının sorulduğu bir memlekette yaşıyoruz şimdi.

Gerçeği görmek ama buradan bir umutsuzluk da çıkarmamak lazım. Yayıncılık alanının yaşadığı ciddi sorunlara karşın bu 15 yıl boyunca gördük ki insanlığın büyük ütopyalarının her zaman demlendiği bir ortam ve az da olsa okuduğu kitaplarda hayallerini sürekli yeşerten, muhalif bir okur kitlesi hep var olacak.

Nasıl başladınız peki?

Dipnot, yolculuğuna Selanik Caddesi’nde küçük bir kitabevi olarak başladı. “Sizleri bütün kitapları bulabileceğiniz, taksitle kitap alabileceğiniz, arayıp da bulamadığınız kitapları isteyebileceğiniz, çayınızı, kahvenizi içerken gazetenizi kitabınızı okuyabileceğiniz… Kitap kokusuyla kahve kokusunun bir arada olduğu bir mekâna davet ediyoruz” çağrısıyla kitap dostlarının mekânı olmaya çalıştı. Kitabevlerinin kapanıp market zincirlerinin açıldığı süreçte, nitelikli bir kitabevi olarak ayakta kalmamız imkânsız hâle geldi. Kitabevini tasfiye etmek zorunda........

© K24