Tam 45 yıl önce kaybettiğimiz Abdi İpekçi, evrensel standartlarda etik habercilikten, sayfa tasarımında çığır açan yeniliklere dek Türkiye’de gazeteciliği birçok ilkle tanıştırmıştı. Milliyet’i yönettiği dönemde “çifte doğrulama” gibi habercilik pratiklerini sistematik hâle getirdi, nesnelliği ve tarafsızlığı kurumsallaştırdı.

Toplumun farklı kesimlerine seslenen zengin içeriği, cazip görselliği ve sıcak haber diliyle Türkiye’nin ilk “ana akım” gazetesini Abdi İpekçi’nin yarattığını söyleyebiliriz. Gazetecilikte sessiz bir devrim yapan bu dev ismi, ölüm yıldönümünde, Burak Kuru’nun ilk olarak İSTanbul dergisinde yayımlanan yazısıyla hatırlıyoruz:

Galatasaray Lisesi’nin 1947-48 eğitim ve öğretim yılı mezunlarının Hatıra Broşürü’nden bir sayfa. 12-A sınıfından 1100 numaralı öğrenci, tüm mezunlara yöneltilen yirmi soruluk testi yanıtlıyor. Üçüncü soru “İstikbal projeniz?” şeklinde. Söz konusu yıllığın her sayfasında emeği olan öğrencinin cevabını okuyalım: “Matbaacılıkta inkılap yapıp memleketimizde baskı tekniğini ve sanatını Avrupa ayarına yükseltmek, muhtelif janr neşriyatta bulunup, gerek siyaset gerek fikir ve sanat âleminde hareketler yaratmak.”

🕯️ İlkeli, bağımsız ve dürüst gazeteciliğin öncüsü, eski başkanlarımızdan #Abdiİpekçi’yi aramızdan koparılışının 45. yıldönümünde, katledildiği yerde anıyoruz.

🗓️1 Şubat Perşembe
🕚11.00
📍 Nişantaşı Abdi İpekçi Anıtı pic.twitter.com/NzIGzHBKnA

— Gazeteciler Sendikası (@TGS_org_tr) January 31, 2024

Abdi İpekçi, on sekiz yaşında koyduğu hedefe çok geçmeden ulaştı ve Türkiye basın tarihinin en önemli isimleri, kahramanları arasında yerini aldı.

1929’da İstanbul’da Cevdet İpekçi ve Vesime Hanım’ın iki oğlu ve üç kızının ardından altıncı çocukları olarak dünyaya gelen Abdi İpekçi’nin doğduğu gün, kendisinden yirmi yaş büyük ağabeyi Mehmet İpekçi 9 Ağustos tarihinde not defterine şöyle not düşmüş: “Beklenmeyen ve istenmeyen bebek sağlıklı doğdu. Allah uzun ömür versin.”

İpekçi Ailesi verem nedeniyle iki kızını yitirdiği için bu hastalığın oğulları Abdi’ye de bulaşmasından endişe duymuştu. Evden uzak geçen okul hayatında Galatasaray Lisesi’ni tamamladı, hukuk eğitimine devam ederken farklı tekliflere rağmen gazeteciliğe başladı.

Kendi hazırladığı lise yıllığından

Abdi İpekçi henüz on sekiz yaşındayken Galatasaray Lisesi Mezunlar Hatıra Broşürü’ndeki sorulara verdiği geleceğe dair hayat dersi içeren cevaplarla da günümüze ışık tutuyor. Ders niteliğinde cevaplarının bazıları:

Yerinde olmayı tercih veya tahayyül ettiğiniz büyük adamlar kimlerdir? Neden?
Cemal Nadir’in yerinde olmayı tahayyül ederim. Büyük bir karikatürist olduğu için değil fakat kendi sahasının en şöhretli ve en kıymetli adamı olup dünyanın en mütevazı insanı olarak kalmasını bildiği için.

Hayatı mütevekkilane kabul etmeli mi, yoksa isyankâr mı olmalı?
Hayat bir mücadeledir, isyankâr olmalı diyemeyeceğim. Çünkü öyle hadiseler vardır ki insana bağlı değildir. Yani insan iradesinin değiştiremeyeceği neviden şeylerdir. İşte bu gibi hadiseleri mütevekkilane kabul etmeli, irademizle hâkim olabileceğimizi hissettiğimiz yerlerde de isyankâr olmalıyız. Esasen mesut insan bu işi yapabilen insandır.

Lakaplarınız nelerdir?
Çok lakabım oldu fakat hiçbiri üzerimde kalmadı. Mamafih birkaçını sayayım: Liberman, Mikrofon, Koza, Organizatör, Karakaçan, Haşmet, Genel Sekreter.

Beğendiğiniz bir söz, vecize yahut mısrayı söyleyiniz:
Yalnız duyan yaşar sözü, derler ki, doğrudur
Yalnız duyan çeker derim, en doğru söz budur.
” Yahya Kemal Beyatlı

Zafer biraz da hasar ister.” Tevfik Fikret

Önce Mehmet İpekçi’den ortaklık teklifi aldı ve ilk defa ağabeyine hayır dedi. Dönemin sinema filmleri dış alımlarıyla uğraşan amcaları Fahir ve İhsan İpekçi’nin “Matbaa makinesi almana yardım edelim. Bizim sinemaların bilet basma işini sen yap. Bir yıl içinde makine kendini amorti eder. İkinci yıldan itibaren, makine de senin olur, bütün kârlar da. İstersen matbaanı büyüt başka işler de yap” teklifi daha büyüktü ama cevabı değişmedi.

İlk işi Ahmet Emin Yalman’ın Vatan gazetesinde on beş gün sürdü. Amcası Fahir İpekçi’nin girişimiyle başlayan görevi, Yalman’ın “Alın bu çocuğu, gazetecide olması gereken yırtıcılık bunda yok. Gazeteci olmaz bundan, siz bunu tüccar yapın” sözüyle son buldu.

Arkadaşı İzzet Sedes’in yardımıyla sıradaki işini yine okul yıllığı sayesinde buldu. Sedes, Yeni Sabah gazetesinin yazı işleri müdürü ve aynı zamanda akrabası olan Murat Sertoğlu’na Galatasaray Lisesi’nin 1947-48 döneminin yıllığını gösterince, gazetecilik yeteneği anlaşıldı. Yıllıkta göze çarpan farklı bir mizanpaj (sayfa tasarımı), Abdi İpekçi’nin çizimleri ve yazıları.

Yabancı dil bildiği için Beyoğlu muhabiri olarak işe başladı. Beyoğlu muhabirliği nasıl bir şey peki? Günümüze kalmadı ama o zamanlar nasıl olduğunu Hıfzı Topuz’dan dinleyelim:

Abdi İpekçi yazı yazan, haber kovalayan, çizim yapan, mizanpajı iyi bilen bir gazeteci olarak gittiği her yerde fark yaratmaya başladı.

Yeni Sabah’ın ardından gelen Yeni İstanbul macerasını, gazeteyi çıkaran çekirdek kadroyla beraber geçtiği İstanbul Ekspres gazetesi günleri takip etti. Burada geniş bir hareket alanı bulmuş ve yeteneklerini büyüleyici şekilde sergilemeye başlamıştı. Gazete bu sayede büyük bir patlama yaptı ve tirajı hızla yükseldi.

Beyoğlu muhabirliği günleri

Abdi İpekçi’nin Yeni İstanbul gazetesindeki Beyoğlu muhabirliği günlerinden bir haber. 14 Ekim 1950 tarihli gazetede, “Mülteci problemini halletmek için yeni bir çare bulundu” başlıklı yazısından bir pasaj:

Bu esnada Milliyet gazetesinin atılım yapması için çalışmalarını sürdüren Ercüment Karacan, babası Ali Naci Karacan’a “Genç, dünyaya açık, dış basını bilen bir gazeteciyi getirelim başa. Sen deneyiminle yol göster ancak bırak o istediği gibi bir gazete yapsın. Değişik bir şey verelim Babıâli’ye” çıkışını yapmış, “Dediğin doğru ama bu yetenekte bir insan var mı acaba? Hem genç olacak hem dünyayı bilecek hem de büyük bir hamle yapan bir gazeteyi yönetebilecek” cevabını almıştı.

Aslında cevabı İstanbul Ekspres gazetesinin sahibi Mithat Perin, Abdi İpekçi Milliyet’e gitmek için kendisinden izin istediği sırada ona söylediği şu sözlerle vermişti:

Abdi İpekçi’nin yirmi dört yaşındayken kapısından girip yaşamının sonuna kadar ayrılmadığı ve bir efsane hâline getirdiği Milliyet günleri bu şekilde başladı. Yanında, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gazetelerindeki mesai arkadaşı ve aynı gün girdiği Milliyet’ten yaşamını yitirdiği 18 Ekim 2021’e kadar ayrılmayan Sami Kohen vardı.

Abdi İpekçi sürekli yenilik peşinde koşmakla kalmadı, gazeteciliğe yenilikler de getirdi. İlk günlerinde ortaya koyduğu vizyona Tufan Türenç ve Erhan Akyıldız’ın ortak çalışması Gazeteci kitabından bakalım:

Abdi İpekçi’nin basına getirdiği yenilikler

Getirdiği yeniliklerin bazısı şöyle oldu: Başyazı, kesin olarak birinci sayfada bitiyordu. Siyasi haberlerin yanına mutlaka sıcak, okurun ilgisini çekecek konular konuluyordu. Arka sayfa spor sayfası yapıldı. Tam sayfa spor hazırlamak, o güne kadar Babıali’de olmayan, alışılmamış bir olaydı. Maç resimleri mutlaka golleri gösterecek, foto muhabirlerine bu uzun uzun anlatılacaktı. Zengin yazar kadrosunu sayfalara bölüştürerek her sayfanın bir lokomotifi olmasını planladı. Kadrosu da görkemliydi: Peyami Safa, Refi Cevad Ulunay, Reşad Ekrem Koçu gibi yazarlar; Bedri Koraman, Oğuz Aral, Osman Er gibi çizerler.

Haberlerin tarafsız yazılmasını isteyecek ve “Beş N Bir K” kuralının uygulanmasında ısrarcı olacaktı. Ne, nerede, ne zaman, neden, nasıl ve kim: Bu soruların cevaplarının yer almaması hâlinde haberi eksik kabul etmeleri gerektiğini sorumlulara anlatacak ve muhabirlere doğrusunu yazmaları için uyarıda bulunmalarını söyleyecekti.

Ortaya koyduğu vizyonu harfiyen yerine getirdiğini zaman içerisinde herkes gördü.

1954’te Milliyet gazetesinin yazı işleri müdürü, 1961’de umumi neşriyat müdürü, yani genel yayın yönetmeni olarak Türkiye basın tarihine damga vuran Abdi İpekçi beraber çalıştığı gazetecilerde büyük etki bıraktı. Bu etki, Türkiye Sözlü Basın Tarihi’nde onunla mesai paylaşan tarihimizin dev gazetecileri tarafından detaylı şekilde anlatılıyor. Sözü artık onlara verelim…

Gazeteciler İpekçi’yi nasıl hatırlıyor

İpekçi’nin getirdiği kurallara ilişkin, uzun yıllar mesai paylaştığı gazeteci Hasan Yılmaer şu ifadeleri kullanıyor: “Haberi iki kaynaktan doğrulatma kuralı Abdi Bey’in zamanında kesinleşti, daha sistematik oldu. Mutlaka her şeyde, yani en ufak hadisede ‘Bir de başka tarafa sordun mu?’ veya ‘Hakikaten öyle mi?’ gibi şey çok rijit uygulanmaya başladı.

Nail Güreli: “Abdi İpekçi’den gelen alışkanlığımızdır meslek ilkeleri. O, meslek ilkelerinin uygulanmasına çok dikkat ederdi. Bir haberde adı geçen, eleştirilen bir kurum veya kişi varsa, mutlaka o kurumun yahut o kişinin görüşünü de alıp o haberin altına eklemek şarttı Milliyet’te. Milliyet’e ‘Basında Güven’ sloganı konmuştu, Abdi Bey’in zamanında gazetenin sembolü olmuştu.”

Hıfzı Topuz: “Yazılı bir meslek ahlakı ilkeleri yoktu o zaman, yani meslek ahlakı sözlüydü, bilinçlerdeydi. Yazılı basın ahlakı 1960’tan sonra Abdi İpekçi’nin girişimiyle oldu. Yani biz gazeteciliğe başladığımız zaman yazılı basın ahlakının bir geçmişi yoktu, yine de herkes bunun bilincindeydi ve eğer meslek ahlakına uymayan bir davranışı olmuşsa bir arkadaşın, o kınanırdı, küçümsenirdi, gözden düşerdi. İtibarlarını yitirirlerdi.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nden mezun olan ilk üç kadından biri olarak basınımızın efsane muhabirleri arasında yer alan Vasfiye Özkoçak:

Abdi İpekçi tarafsızlığına bir örnek: Tüm gazetelerin gıptayla baktığı, döneminde bir ekol oluşturan Milliyet spor servisi, tarihimizin efsane spor insanlarına da sayfalarında emekçi olarak yer vermiştir. Galatasaray efsanesi Gündüz Kılıç bunlardan biri olmuş, spor servisinin kadrosuna yazar olarak katılmıştı. İpekçi, son yazılarında Galatasaray’a destek verdiğini düşündüğü Baba Gündüz’e, Kahraman Bapçum’un aktardığı şekliyle şöyle çıkışıyor: “Kimsenin gazeteyi Galatasaray Kulübü’ne angaje etmeye hakkı yoktur Gündüz Ağabey.” Herkese öğüdü de şu oluyor: “Siz belki de bir taraf olabilirsiniz ama evvela mesleğinize bakın.”

Abdi İpekçi’nin meslek ahlakının yanı sıra görsel olarak getirdiği farklılıklar da vardı. Orhan Karaveli anlatıyor: “Gazetecilikte mizanpaj çok önemlidir. Abdi İpekçi’yi Abdi İpekçi yapan mizanpajdır. Haberi kaç sütunda vereceksiniz. Sekiz sütuna vereceksiniz veya sürmanşet yapacaksınız veya altına öyle bir resim koyacaksınız ki, deyim yerindeyse gazete bir tarafa yatmayacak. Dolayısıyla gazeteci olan adamın aynı zamanda belli bir zevk algısı olması gerekir.

Necmi Tanyolaç: “Abdi İpekçi, Türkiye’deki en büyük yazı işleri müdürlerinden biridir, patronları dahi o eğitmiştir, muhteşem bir adamdır.”

Abdi İpekçi, Galatasaray Lisesi Mezunlar Hatıra Broşürü’nde kaç yaşına kadar yaşamak istediğine ilişkin soruyu “Muayyen bir yaş söyleyemem ama 2000 senesini görmeyi çok isterim” şeklinde cevaplamıştı. Maalesef 1 Şubat 1979’da hain bir saldırıyla yaşam hakkı elinden alındı. Onun Türk basınına getirdiği yenilikler, uğruna mücadele verdiği barış iklimi, onun izinden gitmek için çabalayan gerçek gazeteciler tarafından sahip çıkılan bir miras olarak hâlâ yaşıyor.

Abdi İpekçi’nin cenazesinden…

Tufan Türenç ve Erhan Akyıldız’ın kapsamlı eseri Gazeteci’de Abdi İpekçi’nin cinayete kurban gitmesinin ardından cenazesindeki atmosfer şöyle anlatılıyor:

O gün kortejde yer alan gazetecilerden biri de daha sonra Milliyet’in genel yayın yönetmenliğini yapmış olan Sedat Ergin’di. 2 Şubat 2019’da Hürriyet gazetesinde “Tam 40 yıl sonra Abdi İpekçi’yi hatırlamak” başlıklı yazısında günü tekrar hatırlamıştı:

İstanbul’un en şık vitrinleri orada

Abdi İpekçi’yi bizden alan suikastın yaşandığı nokta, İstanbul’da Maçka semtinde Emlak Caddesi üzerinde yer alıyor. İpekçi’nin evinin de bulunduğu bu cadde, suikastten beş gün sonra, 6 Şubat 1979’da İstanbul Belediye Meclisi kararıyla Abdi İpekçi Caddesi adını aldı. Yaşamı boyunca güzel sanatlarla ilgilenmiş ve yaptığı her işte görsel zenginliği önemsemiş olan İpekçi’nin adını taşıyan cadde bugün ona yakışır şekilde İstanbul’un en şık mağazalarına ev sahipliği yapıyor, hatta gördüğü ilgi nedeniyle emlak fiyatı olarak dünyanın en pahalı merkezleri arasında yer alıyor. 2000 yılında, mimar Erhan İşözen’in projesini gerçekleştirdiği, heykeltıraş Gürdal Duyar’ın biçim verdiği Abdi İpekçi Barış Anıtı yine bu caddede bulunuyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

Abdi İpekçi: Dünyadaki gazeteciler için de bir rol modeldi

Abdi İpekçi: Gazeteciler seni unutmuyor

Abdi İpekçi: Basın İlan Kurumu’nun demokrasiye tehdidini 64 yıl önce görmüş ve okuru uyarmıştı

Abdi İpekçi: Bayrağa sarılı tabutunun ardında tüm Türkiye’yi yürüten gazeteci

Abdi İpekçi 90 yaşında: ‘Bugün aramızda olsa kardeşçe sorgulardı’

QOSHE - Abdi İpekçi: Gazeteciliğin sessiz devrimcisi - Burak Kuru
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Abdi İpekçi: Gazeteciliğin sessiz devrimcisi

3 0
31.01.2024

Tam 45 yıl önce kaybettiğimiz Abdi İpekçi, evrensel standartlarda etik habercilikten, sayfa tasarımında çığır açan yeniliklere dek Türkiye’de gazeteciliği birçok ilkle tanıştırmıştı. Milliyet’i yönettiği dönemde “çifte doğrulama” gibi habercilik pratiklerini sistematik hâle getirdi, nesnelliği ve tarafsızlığı kurumsallaştırdı.

Toplumun farklı kesimlerine seslenen zengin içeriği, cazip görselliği ve sıcak haber diliyle Türkiye’nin ilk “ana akım” gazetesini Abdi İpekçi’nin yarattığını söyleyebiliriz. Gazetecilikte sessiz bir devrim yapan bu dev ismi, ölüm yıldönümünde, Burak Kuru’nun ilk olarak İSTanbul dergisinde yayımlanan yazısıyla hatırlıyoruz:

Galatasaray Lisesi’nin 1947-48 eğitim ve öğretim yılı mezunlarının Hatıra Broşürü’nden bir sayfa. 12-A sınıfından 1100 numaralı öğrenci, tüm mezunlara yöneltilen yirmi soruluk testi yanıtlıyor. Üçüncü soru “İstikbal projeniz?” şeklinde. Söz konusu yıllığın her sayfasında emeği olan öğrencinin cevabını okuyalım: “Matbaacılıkta inkılap yapıp memleketimizde baskı tekniğini ve sanatını Avrupa ayarına yükseltmek, muhtelif janr neşriyatta bulunup, gerek siyaset gerek fikir ve sanat âleminde hareketler yaratmak.”

🕯️ İlkeli, bağımsız ve dürüst gazeteciliğin öncüsü, eski başkanlarımızdan #Abdiİpekçi’yi aramızdan koparılışının 45. yıldönümünde, katledildiği yerde anıyoruz.

🗓️1 Şubat Perşembe
🕚11.00
📍 Nişantaşı Abdi İpekçi Anıtı pic.twitter.com/NzIGzHBKnA

— Gazeteciler Sendikası (@TGS_org_tr) January 31, 2024

Abdi İpekçi, on sekiz yaşında koyduğu hedefe çok geçmeden ulaştı ve Türkiye basın tarihinin en önemli isimleri, kahramanları arasında yerini aldı.

1929’da İstanbul’da Cevdet İpekçi ve Vesime Hanım’ın iki oğlu ve üç kızının ardından altıncı çocukları olarak dünyaya gelen Abdi İpekçi’nin doğduğu gün, kendisinden yirmi yaş büyük ağabeyi Mehmet İpekçi 9 Ağustos tarihinde not defterine şöyle not düşmüş: “Beklenmeyen ve istenmeyen bebek sağlıklı doğdu. Allah uzun ömür versin.”

İpekçi Ailesi verem nedeniyle iki kızını yitirdiği için bu hastalığın oğulları Abdi’ye de bulaşmasından endişe duymuştu. Evden uzak geçen okul hayatında Galatasaray Lisesi’ni tamamladı, hukuk eğitimine devam ederken farklı tekliflere rağmen gazeteciliğe başladı.

Kendi hazırladığı lise yıllığından

Abdi İpekçi henüz on sekiz yaşındayken Galatasaray Lisesi Mezunlar Hatıra Broşürü’ndeki sorulara verdiği geleceğe dair hayat dersi içeren cevaplarla da günümüze ışık tutuyor. Ders niteliğinde cevaplarının bazıları:

Yerinde olmayı tercih veya tahayyül ettiğiniz büyük adamlar kimlerdir? Neden?
Cemal Nadir’in yerinde olmayı tahayyül ederim. Büyük bir karikatürist olduğu için değil fakat kendi sahasının en şöhretli ve en kıymetli adamı olup dünyanın en mütevazı insanı olarak kalmasını bildiği için.

Hayatı mütevekkilane kabul etmeli mi, yoksa isyankâr mı olmalı?
Hayat bir mücadeledir, isyankâr olmalı diyemeyeceğim. Çünkü öyle hadiseler vardır ki insana bağlı değildir. Yani insan iradesinin değiştiremeyeceği neviden şeylerdir. İşte bu gibi hadiseleri mütevekkilane kabul etmeli, irademizle hâkim olabileceğimizi hissettiğimiz yerlerde de isyankâr olmalıyız. Esasen mesut insan bu işi yapabilen insandır.

Lakaplarınız nelerdir?
Çok lakabım oldu fakat hiçbiri üzerimde kalmadı. Mamafih birkaçını sayayım: Liberman, Mikrofon, Koza, Organizatör, Karakaçan, Haşmet, Genel Sekreter.

Beğendiğiniz bir söz, vecize yahut mısrayı söyleyiniz:
Yalnız duyan yaşar sözü, derler ki, doğrudur
Yalnız duyan çeker derim, en doğru söz budur.
” Yahya Kemal Beyatlı

Zafer biraz da hasar ister.” Tevfik Fikret

Önce Mehmet İpekçi’den ortaklık teklifi aldı ve ilk defa ağabeyine hayır dedi. Dönemin sinema filmleri dış alımlarıyla uğraşan amcaları Fahir ve İhsan İpekçi’nin “Matbaa makinesi almana yardım edelim. Bizim sinemaların bilet basma işini sen yap. Bir yıl içinde makine kendini amorti eder. İkinci yıldan itibaren, makine de senin olur, bütün kârlar da. İstersen matbaanı büyüt başka işler de yap” teklifi daha büyüktü ama cevabı değişmedi.

İlk işi Ahmet Emin Yalman’ın Vatan gazetesinde on beş gün sürdü. Amcası Fahir İpekçi’nin girişimiyle başlayan görevi, Yalman’ın “Alın bu çocuğu, gazetecide olması gereken yırtıcılık bunda yok. Gazeteci olmaz bundan, siz bunu tüccar yapın” sözüyle son buldu.

Arkadaşı İzzet Sedes’in yardımıyla sıradaki işini yine okul yıllığı sayesinde buldu. Sedes, Yeni Sabah gazetesinin yazı işleri müdürü ve aynı zamanda akrabası olan Murat Sertoğlu’na Galatasaray Lisesi’nin 1947-48 döneminin yıllığını gösterince, gazetecilik yeteneği anlaşıldı. Yıllıkta göze çarpan farklı bir mizanpaj (sayfa tasarımı), Abdi İpekçi’nin çizimleri ve yazıları.

Yabancı dil bildiği için Beyoğlu muhabiri olarak işe başladı. Beyoğlu muhabirliği nasıl bir şey peki? Günümüze kalmadı ama o zamanlar nasıl olduğunu Hıfzı Topuz’dan dinleyelim:

  • Beyoğlu muhabirliği demek şu demek: Gidiyoruz, otelleri dolaşıyoruz, gelen önemli birisi varsa onlardan randevu alıyoruz; havaalanına gidiyoruz, gelen olursa onları karşılıyoruz, Galata Rıhtımı’na gidiyoruz, orada yolcu gemileri olursa inenlere bakıyoruz, yolcuları kaptana soruyoruz, ünlü kişiler heyeti geliyorsa onlarla hemen röportaj yapıyoruz. Bazen önemli şeyler oluyor, atlatma haber; öbürlerine haber vermeden birileriyle konuşuluyor. Bazen de rutin haberleri aramızda paylaştırıyorduk. Birbirimize haber aktarıyorduk. Böyle bir iş birliği hâlinde çalışıyorduk.” Selami Akpınar’dan tamamlayalım: “Beyoğlu muhabirliği için yabancı dil bilmek gerekiyordu. Beyoğlu muhabirliğinin haber kaynakları daha ziyade ünlü otellerdi: Park Otel, Hilton, Pera Palas gibi. Otellerdeki yabancıları izler, onlardan haber alırlardı.

Abdi İpekçi yazı yazan, haber kovalayan, çizim yapan, mizanpajı iyi bilen bir gazeteci olarak gittiği her yerde fark yaratmaya başladı.

Yeni Sabah’ın ardından gelen Yeni İstanbul macerasını, gazeteyi çıkaran çekirdek kadroyla beraber geçtiği İstanbul Ekspres gazetesi günleri takip etti. Burada geniş bir hareket alanı bulmuş ve yeteneklerini büyüleyici şekilde sergilemeye başlamıştı. Gazete bu sayede büyük bir patlama yaptı ve tirajı hızla yükseldi.

Beyoğlu muhabirliği günleri

Abdi İpekçi’nin Yeni İstanbul gazetesindeki Beyoğlu muhabirliği günlerinden bir haber. 14 Ekim 1950 tarihli gazetede, “Mülteci problemini halletmek için yeni bir çare bulundu” başlıklı yazısından bir pasaj:

  • Türkiye’deki........

    © Journo


Get it on Google Play