We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

2015’ten 2018’e dünya nasıl böyle başka bir dünya oldu?

34 11 18
14.06.2018

2015’ten 2018’e dünya bambaşka bir yer oldu. Meğer o günler güzel günlerimizmiş de farkında değilmişiz. Hayat işte böyle. Gelin bugün 2015’ten 2018’e değişenlerin altını hızlıca bir çizeyim ve bir kaç sonuç çıkarayım.

2015 yılında, Türkiye, çok taraflı bir koordinasyon mekanizması olan G20’nin dönem başkanıydı. Bilmem o yılları hala hatırlayanınız var mı? G20 üyesi 19 ülkenin ve Avrupa Birliği’nin liderleri o yıl kasım ayında Antalya’daydılar. Türkiye, o yıl, sistemin tam merkezindeydi. Sağa sola çamur atmıyor, iş yapıyordu. Bu sayede Türkiye, G20’yi daha kapsayıcı bir mekanizmaya dönüştürme yolunda mesafe aldı ve G20 zirvesi ile takdir topladı. Hala anlatıyorlar.

2015 yılı Eylül’ünde Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (Sustainable Development Goals-SDG) üzerinde bir mutabakat sağlandı. Binyıl Kalkınma Hedefleri başarıya ulaşmış, dünyada yoksul insan sayısı azalmıştı. Küresel eşitsizlikleri, kırılganlıkları hedef alan yeni bir gündem üzerinde çok taraflı mutabakat sağlanıyordu.

“Kalkınma sadece gelişmekte olan ülkelerin meselesi değildi”

Kalkınma artık yalnızca gelişmekte olan ülkelerin meselesi olmaktan çıkıyordu. Her ülkenin hedef alınması gereken kendi kırılganlıkları vardı. Sürdürülebilirlik gündemi artık çevrenin ötesine geçerek, kentin sürdürülebilirliğini, ekonominin sürdürülebilirliğini ve hatta düzenli göç yönetimi gibi hususları da içerecek biçimde genişliyordu.

2015 yılı Aralık ayında Paris’te İklim Değişikliği Anlaşması imzalandı. Birleşmiş Milletler çalışıyor ve sonuç alıyordu. Dünyanın bu en önemli meselesi konusunda, farklı ülkeler arasında, ilk kez somut bir ortak adım üzerinde mutabakat oluştu. Yaşanabilir bir dünya konusunda bu önemli mutabakat herkesi umutlandırdı.

Bir de o yıl yeni teknolojilerin hızlı yayılması karşısında çok umutluyduk. Yeni teknolojik devrim iki nedenle mutluluk vericiydi. Birincisi, yeni teknolojiler sayesinde artık karbon bazlı olmayan bir büyüme mümkün hale geliyordu. Eskiden biz yüksek büyüme oranının artan çevre kirliliği demek olduğunu bilirdik. Yaşanabilir bir dünya demek, büyümeden feragat etmek demekti. Yeni teknolojiler sayesinde, büyümeden feragat etmeden, çevreyi koruyabilmenin yolu açılıyordu. Yapanlar vardı. İklim değişikliğini önlemenin finansmanı tartışıldığı sırada tam da önemli bir değişimin başındaydık, heyecanlıydık. Ülkeler arası rekabetin yerini, işbirliği mi alacaktı?

İkinci, yeni teknolojiler sayesinde artık kalkınmak için başka ülkelerin........

© Dünya