We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Çıraklıktan ustalığa geçiş

250 28 330
12.01.2019

Şimdi aynı oyunu Suriye Kürdistan’ında görüyoruz: Kendine mecbur kılma. Peki, Türkiye Kürtleri ne hissediyor? Bunu seçim sonuçlarından anlayacağız.

Avusturya Marksistleri kendi kaderini tayin hakkına biraz kuşkuyla bakıp, özerkliği öne çıkarırlarken, bir bakıma kendi gerçeklikleri açısından haklıydılar. Avusturya-Macaristan, Rus ya da Osmanlı gibi çok uluslu imparatorluklarda, soykırım olmadan, tehcir olmadan, mübadele olmadan “ulus” devletin/devletlerin oluşması son derece sancılı olacaktı. Nitekim de öyle oldu. *

Ama sonuç olarak, ulus devlet, 20. yüzyılın başlarında bir olgu olarak yükseldi. Çok ağır bedeller ödenerek, acılar yaşanarak.

20. yüzyıl başlarında “kendi kaderini tayin hakkı”na sahip çıkan iki devlet adamının ABD Başkanı Wilson ve Sovyetler Birliği kurucusu Lenin’in olması dikkat çekici.

Ancak ABD açısından bunun daha çok, “divide et impera” (böl ve yönet) ilkesinin hayata geçirilmesini, Lenin açısından ise, bu ilkeye saygı temelinde “birlik” sağlamayı amaçladığı söylenebilir.

1918-19’un zor günlerinde M. Kemal’in de bu ilkeye sarılarak, Wilson’a yöneldiği unutulmamalı. Türkler de çok uluslu Osmanlı imparatorluğunun çöktüğü bir ortamda kendi kaderini tayin hakkına sahip olmalıydı. Kürtler, Pontus Rumları ya da Ermeniler kendi kaderini tayin hakkını dillendirirken.

Ancak, kendi kaderini tayin hakkı kısa zaman içinde Kemalist söylemden silinecekti. Kürtlere yönelik özerklik söylemi gibi.

Osmanlı ve Avusturya çok uluslu imparatorlukları dağılırken, Rus İmparatorluğu'nun enkazı üzerinden Ekim Devrimi ile başka türden birliktelik yükseldi. Kendi kaderini tayin hakkı, özerklik, federasyon, konfederasyon kavramları üzerinden.

1936 Sovyet Anayasası ile bu kalıcı siyasal bir yapılandırmaya dönüştü.

Bu anayasal demokratik yapı sayesinde, Sovyetler Birliği Cumhuriyetlerinin ayrılması da çatışmasız gerçekleşebildi.

Neyse ki, Rus milliyetçiliği, bu federatif, özerklik temelli yapı sayesinde o denli güçlü değildi henüz, Rusçanın lingua franca olması, Rus kültürünün egemen konumu ötesinde.

Ancak bir dönem........

© Artı Gerçek